Haber Girişi: 22.09.2021 - 10:43, Güncelleme: 24.09.2021 - 15:32

Orta Asya Bozkırları’nın Kadim Merkezi: Türkistan

 

Orta Asya Bozkırları’nın Kadim Merkezi: Türkistan

Ordu Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Sayın Doç. Dr. Murat Özkan ile “Orta Asya Bozkırları’nın Kadim Merkezi: Türkistan” başlıklı söyleşimizi gerçekleştirdik. Söyleşimizden satır başları…
1-Tarihi coğrafya da göz önüne alındığında Türkistan neresidir? Türkistan kelime anlamı olarak “Türklerin yaşadığı yer” anlamına gelmektedir. Türkistan, tarihi coğrafya göz önüne alındığında çok büyük bir sınırı ifade eder. Çünkü Türkler yaptığı akınlar ve kurduğu devletler ile birçok bölgede yaşamıştır. Böyle olunca Türklerin medeniyet ve kültür sahası olan Türkistan’ın sınırlarını tam olarak çizmemiz mümkün değildir. Fakat kabul gören şekli ile bakacak olursak Türkistan coğrafyası; batıda Hazar Denizi kıyılarından başlayıp doğuda Doğu Türkistan’ın Kumul şehrine kadar uzanmaktadır. Güneyde Horasan’dan başlayarak Afganistan’ın bir bölümünü içine alan coğrafya Hindikuş ve Pamir dağlarına kadar; kuzeyde ise Güney Sibirya’ya kadar uzanır. Kapladığı geniş coğrafya nedeniyle Türkistan coğrafyasını Batı ve Doğu Türkistan olmak üzere ikiye ayırıyoruz: Doğu Türkistan günümüzde Çin’in işgali altında olan Uygur Türklerinin yaşadığı coğrafyadır. Batı Türkistan ise Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından kurulan Türk Cumhuriyetlerinin kapladığı sahadır. 2-Tarihsel süreç içerisinde Türkistan’ın jeopolitik önemi nedir? Tarihin her döneminde ve günümüzde, Türkistan coğrafyası farklı özellikleri ile önemini korumayı başarmıştır. Bölgenin bu kadar önemli olmasının asıl nedeni Türkistan’ın dünya üzerindeki konumu ve yer altı-yer üstü zenginlikleridir. Geçmişte dünyanın çekim merkezi bugünün aksine doğuydu. Bunun başlıca sebeplerinden biri önemli ticaret yollarının doğuda yer almasıydı. Bu yolların Türkistan şehirlerinden geçmesi, Türkistan’ın jeopolitik önemini artıran unsurlar arasındadır. Bunun yanı sıra Türkistan bölgesi kendi teknolojisini, sanatını ve ilmini geliştirmiş; bununla da öne çıkmıştı. Türkistan bölgesi aynı zamanda ana etnik unsurunun Türk olması ve Türk milletinin tarih boyunca Attila gibi, Cengiz gibi, Timur gibi büyük komutanlar ve liderler çıkarması bölgenin önem kazanmasında etkili olmuştur. İlerleyen dönemlerde özellikle petrol, doğalgaz gibi kıymetli madenlerin kullanımı ve öneminin artması ile bölgenin jeopolitik önemi tekrar anlaşılmıştır. Sömürgecilik yarışında bu bölge Rusya, Çin ve İngiltere arasında paylaşılamamıştır. Buraya hâkim olmak isteyen bu devletler çeşitli projeler geliştirmiştir. Rusya için bölge doğal kaynaklar anlamına gelirken İngiltere için Hindistan’da kurduğu sömürgelere giden yolu ifade etmiştir. Bu güçlü devletler arasında birer tampon bölge görevi gören Türkistan, bugün de çoğu devletin sahip olmak ve jeopolitik avantajlarını kullanmak istediği bir bölge olarak küresel güçler tarafından yakın takibe alınmıştır. Ordu Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Özkan   3- Rus işgaline kadar geçen süreçte Türkistan coğrafyasında hangi devletler boy göstermiştir? Türkistan coğrafyası tarihin ilk dönemlerinden beri dünyanın önemli çekim merkezlerinden biri olmuştur. Bundan dolayı birçok devlet bölgeyi ele geçirmeye çalışmıştır, bölgeye hâkim olmak isteyen devletler arasında;  Pers İmparatorluğu, Hunlar, Akhunlar, Göktürkler, Emeviler, Abbasiler, Samaniler, Harzemşahlar, Seleukos İmparatorluğu, Uygurlar, Hazarlar, Karahanlılar, Gazneliler, Büyük Selçuklu Devleti, Moğol İmparatorluğu, Timurlular, Buhara Hanlığı, Hokand Hanlığı, Hive Hanlığı gibi birçok devlet vardır ve bu devletler önemli ölçüde bölgeye hâkim olmuştur. 4- Rusya’nın Türkistan hâkimiyetine önem vermesinin nedenleri nelerdir? Bunun birçok sebebi var. Ruslar özellikle I. Petro döneminde bu bölge üzerine ilgilerini artırmışlardır. Çar I. Petro gerçekten akıllı ve ileri görüşlü bir liderdi. I. Petro döneminde gerek Osmanlı gerek İsveç ile savaşlar yapılıyordu. Petro bu savaşlarda zarar gören ekonomiyi tekrar düzeltmek için Türkistan’ın hem yer altı hem de aktif ticari zenginliklerini kullanmayı düşündü. Aslında Petro burada kendinden sonra geleceklere bir kapı aralamış; Rusların ileri dönemlerde ilerleyebileceği bir Türkistan siyaseti başlatmıştı. Aynı zamanda Ruslar için ticaret çok önemliydi. Bu ticareti Türkistan’dan geçen ticaret yolları ile yapabilecek olmaları, onların Türkistan’a verdikleri önemi daha da artırıyordu. Bir diğer sebep, Türkistan’ı almaları halinde Ruslara Çin, Hindistan, Afganistan, İran ve civar ülkelerle ilişkiler kurma fırsatı doğacaktı. Bu durum Rusya’yı hem ekonomik olarak rahatlatacak hem de bölgedeki gücünü kanıtlamasına yardımcı olacaktı. Bir diğer önemli neden de Rusya’nın, Türkistan bölgesine hâkim olup bölgeyi kontrol etmesiyle kendisine gelecek saldırılar karşısında burayı bir tampon bölge haline getirmek istemesiydi. Bu ve bunun gibi nedenler tarihsel süreçte Rusların Türkistan üzerinde planlı bir siyaset gütmesine sebep olmuştur. 5- Çarlık Rusyası’nın Türkistan’ı işgal süreci nasıl olmuştur? Buna baktığımızda, en önemli tarih olarak 1552 yılını görmekteyiz. Bu tarihte Çarlık Rusya’nın Kazan Hanlığı’nı işgal etmesi ile aslında Türkistan’a giden süreç başlatılmış oldu. Ruslar işgal ettiği bu bölgede Türkistan’da meydana getireceği Rus idare sisteminin prototipini uygulamaya başladı. Zamanla Rus ilerlemesi devam etti ve 1556 yılında Astrahan Hanlığı ortadan kaldırdı. Ruslar kısa sürede Başkurt, Nogay yurtlarını ve Sibir topraklarını işgal ettiler. Rusların bu ilerleyişi ile Türkistan’a açılan Kazak stepleri artık onlara komşu olmuş ve Türkistan’a giden yol iyiden iyiye açılmış oldu. Bu tarihten itibaren Ruslar Türkistan bölgesine yapacakları seferler için kaleler inşa etmeye başladı. Bu kaleler onların Türkistan’a yürürken kullanacağı kilit noktalar oldu. Çar I. Petro döneminde Osmanlı ve İsveç ile girilen mücadeleler Rus ekonomisine büyük darbeler vurmuştu. Çar Petro, bu durum üzerine komisyonlar kurdurtarak Türkistan’a sefer hazırlıklarına başladı. Bu görev için Aleksandr Bekoviç Çerkasskiy’i görevlendirdi. Bu sefer 1717 yılında başarısızlıkla sonuçlansa dahi bölgenin önemi ve altın yatakları Ruslar tarafından öğrenilmiş oldu. Rusların Doğu Avrupa yönüne doğru ilerlerken 1853-1856 yıllarında gerçekleşen Kırım Harbi ile durdurulması ise bir başka kırılma noktasıydı. Batıya ilerleyişi duran Ruslar hem ilerleyişini devam ettirmek hem de Kırım Harbi’nde yaşadıkları kayıpları telafi etmek için yönünü tamamen Türkistan’a çevirerek buradaki planlarını hızlandırdılar. Bu dönem Türkistan’da güçlü bir siyasi idare yoktu ve Türkistan Türk hanlıkları tarafından parça parça yönetilmekteydi. Kendi aralarında zaman zaman çatışmalara giren bu hanlıklar, Ruslar karşısında teknolojik anlamda çok geri kalmış ve birlik olamamış hanlıklardı. Ruslar bu hanlıkları zaman zaman birbirine karşı kışkırtarak kendisine karşı birlik olmalarını engellemişti. Maalesef güçsüz ve geri kalmış Türk hanlıkları Hive, Hokand ve Buhara Hanlığı Ruslar tarafından tek tek işgal edilerek kendi bünyesine katıldı. 6-Osmanlı-Türk Hanlıkları arasındaki ilişkiler nasıldı? Osmanlı Devleti yapısı itibariyle ana etnik unsur olarak Türk, din olarak ise Sünni İslam’ı benimsemiş bir devletti. Döneminde dünyanın en güçlü Müslüman devleti olması ve Halifelik makamının Osmanlı Devleti’nde olması onu diğer Müslüman devletlerin gözünde koruyucu ve kapsayıcı bir devlet statüsünde tutuyordu. Yani Osmanlı Devleti kendisinden yardım isteyen ve bağlılık bildiren devletlere elinden geldiğince kucak açmaya çalışıyordu. Bu bağlamda hem Türk hem de Müslüman Türk hanlıkları ile Osmanlı Devleti arasındaki ilişki kaçınılmazdı. Türk hanlıkları, XVI. yüzyıldan itibaren Osmanlı Devleti’ne defalarca elçi göndermiş, bağlılıklarını bildirmiş ve ondan çeşitli konularda yardım istemişti. Bu yardımlar siyasi, askeri, dini ve sınai alanlardaydı. Osmanlı Devleti ise aralarındaki mesafe uzak olmasına rağmen onlara elinden geldiğince yardım ediyordu. Fakat Osmanlı Devleti’nin zamanla güçten düşmesi, Rusya gibi hem Türk hanlıkları hem de Osmanlı üzerinde emelleri olan bir düşmanının bulunması Osmanlı’yı zora sokmaya başladı. Osmanlı Devleti Ruslara karşı hem toprak kayıpları hem de siyasi kayıplar yaşıyordu. Böyle bir durumda Türk Hanlıkları da Rusya karşısında Osmanlı’dan yardım istiyordu. Osmanlı bu isteklere artık daha ihtiyatlı yaklaşıyordu. Çünkü bu Rusya’yı kızdırabilir ve zaten zor durumda olan Osmanlı’yı daha zor bir duruma sokabilirdi. Bütün bu olanlara rağmen Osmanlı Devleti hanlıklara elinden geldiğince silah ve askerleri eğitecek subay desteği veriyordu. Osmanlı Devleti’nin yardımları bundan öteye gidemiyordu. Ancak bir istisna Doğu Türkistan’ı Çin esaretinden kurtaran Yakup Han’ın destek arayışı esnasında gerçekleşecekti. Yakup Han bu zor dönemde Çin ile girdiği mücadeleden galip ayrılmış, Kaşgar Hanlığı’nın başına geçmiş ve Osmanlı’dan himaye talep etmiştir. Osmanlı ise bölgenin uzaklığı ve içinde bulunduğu zor duruma rağmen yardım göndermiştir. Ona hem silah desteği sağlamış hem de kendi subaylarından bir grubu Yakup Han’a göndererek onu himayesine almıştır. Yakup Han ise Osmanlı padişahı adına hutbe okutup sikke bastırmıştır. Buradan Osmanlı Devleti ile Türkistan hanlıkları arasındaki ilişkilerin sağlam olduğunu görüyoruz.  Söyleşimize katılıp verdiği önemli bilgilerden dolayı çok kıymetli hemşerimiz, Ordu Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Sayın Doç. Dr. Murat Özkan’a teşekkür ediyoruz.                                                                                                        Doç. Dr. Murat Özkan’ın, Türkistan ile ilgili kaleme aldığı eserleri          
Ordu Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Sayın Doç. Dr. Murat Özkan ile “Orta Asya Bozkırları’nın Kadim Merkezi: Türkistan” başlıklı söyleşimizi gerçekleştirdik. Söyleşimizden satır başları…

1-Tarihi coğrafya da göz önüne alındığında Türkistan neresidir?

Türkistan kelime anlamı olarak “Türklerin yaşadığı yer” anlamına gelmektedir. Türkistan, tarihi coğrafya göz önüne alındığında çok büyük bir sınırı ifade eder. Çünkü Türkler yaptığı akınlar ve kurduğu devletler ile birçok bölgede yaşamıştır. Böyle olunca Türklerin medeniyet ve kültür sahası olan Türkistan’ın sınırlarını tam olarak çizmemiz mümkün değildir. Fakat kabul gören şekli ile bakacak olursak Türkistan coğrafyası; batıda Hazar Denizi kıyılarından başlayıp doğuda Doğu Türkistan’ın Kumul şehrine kadar uzanmaktadır. Güneyde Horasan’dan başlayarak Afganistan’ın bir bölümünü içine alan coğrafya Hindikuş ve Pamir dağlarına kadar; kuzeyde ise Güney Sibirya’ya kadar uzanır. Kapladığı geniş coğrafya nedeniyle Türkistan coğrafyasını Batı ve Doğu Türkistan olmak üzere ikiye ayırıyoruz: Doğu Türkistan günümüzde Çin’in işgali altında olan Uygur Türklerinin yaşadığı coğrafyadır. Batı Türkistan ise Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından kurulan Türk Cumhuriyetlerinin kapladığı sahadır.

2-Tarihsel süreç içerisinde Türkistan’ın jeopolitik önemi nedir?

Tarihin her döneminde ve günümüzde, Türkistan coğrafyası farklı özellikleri ile önemini korumayı başarmıştır. Bölgenin bu kadar önemli olmasının asıl nedeni Türkistan’ın dünya üzerindeki konumu ve yer altı-yer üstü zenginlikleridir. Geçmişte dünyanın çekim merkezi bugünün aksine doğuydu. Bunun başlıca sebeplerinden biri önemli ticaret yollarının doğuda yer almasıydı. Bu yolların Türkistan şehirlerinden geçmesi, Türkistan’ın jeopolitik önemini artıran unsurlar arasındadır. Bunun yanı sıra Türkistan bölgesi kendi teknolojisini, sanatını ve ilmini geliştirmiş; bununla da öne çıkmıştı. Türkistan bölgesi aynı zamanda ana etnik unsurunun Türk olması ve Türk milletinin tarih boyunca Attila gibi, Cengiz gibi, Timur gibi büyük komutanlar ve liderler çıkarması bölgenin önem kazanmasında etkili olmuştur.

İlerleyen dönemlerde özellikle petrol, doğalgaz gibi kıymetli madenlerin kullanımı ve öneminin artması ile bölgenin jeopolitik önemi tekrar anlaşılmıştır. Sömürgecilik yarışında bu bölge Rusya, Çin ve İngiltere arasında paylaşılamamıştır. Buraya hâkim olmak isteyen bu devletler çeşitli projeler geliştirmiştir. Rusya için bölge doğal kaynaklar anlamına gelirken İngiltere için Hindistan’da kurduğu sömürgelere giden yolu ifade etmiştir. Bu güçlü devletler arasında birer tampon bölge görevi gören Türkistan, bugün de çoğu devletin sahip olmak ve jeopolitik avantajlarını kullanmak istediği bir bölge olarak küresel güçler tarafından yakın takibe alınmıştır.

Ordu Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Özkan

 

3- Rus işgaline kadar geçen süreçte Türkistan coğrafyasında hangi devletler boy göstermiştir?

Türkistan coğrafyası tarihin ilk dönemlerinden beri dünyanın önemli çekim merkezlerinden biri olmuştur. Bundan dolayı birçok devlet bölgeyi ele geçirmeye çalışmıştır, bölgeye hâkim olmak isteyen devletler arasında;  Pers İmparatorluğu, Hunlar, Akhunlar, Göktürkler, Emeviler, Abbasiler, Samaniler, Harzemşahlar, Seleukos İmparatorluğu, Uygurlar, Hazarlar, Karahanlılar, Gazneliler, Büyük Selçuklu Devleti, Moğol İmparatorluğu, Timurlular, Buhara Hanlığı, Hokand Hanlığı, Hive Hanlığı gibi birçok devlet vardır ve bu devletler önemli ölçüde bölgeye hâkim olmuştur.

4- Rusya’nın Türkistan hâkimiyetine önem vermesinin nedenleri nelerdir?

Bunun birçok sebebi var. Ruslar özellikle I. Petro döneminde bu bölge üzerine ilgilerini artırmışlardır. Çar I. Petro gerçekten akıllı ve ileri görüşlü bir liderdi. I. Petro döneminde gerek Osmanlı gerek İsveç ile savaşlar yapılıyordu. Petro bu savaşlarda zarar gören ekonomiyi tekrar düzeltmek için Türkistan’ın hem yer altı hem de aktif ticari zenginliklerini kullanmayı düşündü. Aslında Petro burada kendinden sonra geleceklere bir kapı aralamış; Rusların ileri dönemlerde ilerleyebileceği bir Türkistan siyaseti başlatmıştı. Aynı zamanda Ruslar için ticaret çok önemliydi. Bu ticareti Türkistan’dan geçen ticaret yolları ile yapabilecek olmaları, onların Türkistan’a verdikleri önemi daha da artırıyordu. Bir diğer sebep, Türkistan’ı almaları halinde Ruslara Çin, Hindistan, Afganistan, İran ve civar ülkelerle ilişkiler kurma fırsatı doğacaktı. Bu durum Rusya’yı hem ekonomik olarak rahatlatacak hem de bölgedeki gücünü kanıtlamasına yardımcı olacaktı. Bir diğer önemli neden de Rusya’nın, Türkistan bölgesine hâkim olup bölgeyi kontrol etmesiyle kendisine gelecek saldırılar karşısında burayı bir tampon bölge haline getirmek istemesiydi. Bu ve bunun gibi nedenler tarihsel süreçte Rusların Türkistan üzerinde planlı bir siyaset gütmesine sebep olmuştur.

5- Çarlık Rusyası’nın Türkistan’ı işgal süreci nasıl olmuştur?

Buna baktığımızda, en önemli tarih olarak 1552 yılını görmekteyiz. Bu tarihte Çarlık Rusya’nın Kazan Hanlığı’nı işgal etmesi ile aslında Türkistan’a giden süreç başlatılmış oldu. Ruslar işgal ettiği bu bölgede Türkistan’da meydana getireceği Rus idare sisteminin prototipini uygulamaya başladı. Zamanla Rus ilerlemesi devam etti ve 1556 yılında Astrahan Hanlığı ortadan kaldırdı. Ruslar kısa sürede Başkurt, Nogay yurtlarını ve Sibir topraklarını işgal ettiler. Rusların bu ilerleyişi ile Türkistan’a açılan Kazak stepleri artık onlara komşu olmuş ve Türkistan’a giden yol iyiden iyiye açılmış oldu. Bu tarihten itibaren Ruslar Türkistan bölgesine yapacakları seferler için kaleler inşa etmeye başladı. Bu kaleler onların Türkistan’a yürürken kullanacağı kilit noktalar oldu. Çar I. Petro döneminde Osmanlı ve İsveç ile girilen mücadeleler Rus ekonomisine büyük darbeler vurmuştu. Çar Petro, bu durum üzerine komisyonlar kurdurtarak Türkistan’a sefer hazırlıklarına başladı. Bu görev için Aleksandr Bekoviç Çerkasskiy’i görevlendirdi. Bu sefer 1717 yılında başarısızlıkla sonuçlansa dahi bölgenin önemi ve altın yatakları Ruslar tarafından öğrenilmiş oldu. Rusların Doğu Avrupa yönüne doğru ilerlerken 1853-1856 yıllarında gerçekleşen Kırım Harbi ile durdurulması ise bir başka kırılma noktasıydı. Batıya ilerleyişi duran Ruslar hem ilerleyişini devam ettirmek hem de Kırım Harbi’nde yaşadıkları kayıpları telafi etmek için yönünü tamamen Türkistan’a çevirerek buradaki planlarını hızlandırdılar. Bu dönem Türkistan’da güçlü bir siyasi idare yoktu ve Türkistan Türk hanlıkları tarafından parça parça yönetilmekteydi. Kendi aralarında zaman zaman çatışmalara giren bu hanlıklar, Ruslar karşısında teknolojik anlamda çok geri kalmış ve birlik olamamış hanlıklardı. Ruslar bu hanlıkları zaman zaman birbirine karşı kışkırtarak kendisine karşı birlik olmalarını engellemişti. Maalesef güçsüz ve geri kalmış Türk hanlıkları Hive, Hokand ve Buhara Hanlığı Ruslar tarafından tek tek işgal edilerek kendi bünyesine katıldı.

6-Osmanlı-Türk Hanlıkları arasındaki ilişkiler nasıldı?

Osmanlı Devleti yapısı itibariyle ana etnik unsur olarak Türk, din olarak ise Sünni İslam’ı benimsemiş bir devletti. Döneminde dünyanın en güçlü Müslüman devleti olması ve Halifelik makamının Osmanlı Devleti’nde olması onu diğer Müslüman devletlerin gözünde koruyucu ve kapsayıcı bir devlet statüsünde tutuyordu. Yani Osmanlı Devleti kendisinden yardım isteyen ve bağlılık bildiren devletlere elinden geldiğince kucak açmaya çalışıyordu. Bu bağlamda hem Türk hem de Müslüman Türk hanlıkları ile Osmanlı Devleti arasındaki ilişki kaçınılmazdı. Türk hanlıkları, XVI. yüzyıldan itibaren Osmanlı Devleti’ne defalarca elçi göndermiş, bağlılıklarını bildirmiş ve ondan çeşitli konularda yardım istemişti. Bu yardımlar siyasi, askeri, dini ve sınai alanlardaydı. Osmanlı Devleti ise aralarındaki mesafe uzak olmasına rağmen onlara elinden geldiğince yardım ediyordu. Fakat Osmanlı Devleti’nin zamanla güçten düşmesi, Rusya gibi hem Türk hanlıkları hem de Osmanlı üzerinde emelleri olan bir düşmanının bulunması Osmanlı’yı zora sokmaya başladı. Osmanlı Devleti Ruslara karşı hem toprak kayıpları hem de siyasi kayıplar yaşıyordu. Böyle bir durumda Türk Hanlıkları da Rusya karşısında Osmanlı’dan yardım istiyordu. Osmanlı bu isteklere artık daha ihtiyatlı yaklaşıyordu. Çünkü bu Rusya’yı kızdırabilir ve zaten zor durumda olan Osmanlı’yı daha zor bir duruma sokabilirdi. Bütün bu olanlara rağmen Osmanlı Devleti hanlıklara elinden geldiğince silah ve askerleri eğitecek subay desteği veriyordu. Osmanlı Devleti’nin yardımları bundan öteye gidemiyordu. Ancak bir istisna Doğu Türkistan’ı Çin esaretinden kurtaran Yakup Han’ın destek arayışı esnasında gerçekleşecekti. Yakup Han bu zor dönemde Çin ile girdiği mücadeleden galip ayrılmış, Kaşgar Hanlığı’nın başına geçmiş ve Osmanlı’dan himaye talep etmiştir. Osmanlı ise bölgenin uzaklığı ve içinde bulunduğu zor duruma rağmen yardım göndermiştir. Ona hem silah desteği sağlamış hem de kendi subaylarından bir grubu Yakup Han’a göndererek onu himayesine almıştır. Yakup Han ise Osmanlı padişahı adına hutbe okutup sikke bastırmıştır. Buradan Osmanlı Devleti ile Türkistan hanlıkları arasındaki ilişkilerin sağlam olduğunu görüyoruz.

 Söyleşimize katılıp verdiği önemli bilgilerden dolayı çok kıymetli hemşerimiz, Ordu Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Sayın Doç. Dr. Murat Özkan’a teşekkür ediyoruz.

                                                                                                     

 Doç. Dr. Murat Özkan’ın, Türkistan ile ilgili kaleme aldığı eserleri      

 

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve hedefgazetesi.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.