"Muhammed Aslan ile Tarih Söyleşileri" Haber Girişi: 30.08.2021 - 13:36, Güncelleme: 30.08.2021 - 13:36

“Türkiye’nin Akdeniz’e Açılan Kapısı: Kıbrıs”

 

“Türkiye’nin Akdeniz’e Açılan Kapısı: Kıbrıs”

“Türkiye’nin Akdeniz’e Açılan Kapısı: Kıbrıs”
KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve KKTC III. Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’na danışmanlık yapan, KTFD (Kıbrıs Türk Federe Devleti) eski Mağosa Milletvekili, Kıbrıs İlim Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı Sayın Prof. Dr. Ata Atun ile Kıbrıs üzerine çok önemli bir söyleşi gerçekleştirdik. Kıbrıs’ın tarihsel ve jeopolitik önemi nedir? Akdeniz egemenliğine giden süreçte Kıbrıs Adası neden önemlidir?   Kıbrıs Adası, 1960 yılında İngiltere’nin güdümünden ayrılarak Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla bağımsızlığını kazanmıştır. 1974'te adayı Yunanistan’a bağlamak amacıyla gerçekleştirilen Yunan Darbesi’nin ardından garantör ülke olan Türkiye uluslararası hukuka uygun olarak bir askerî harekât gerçekleştirmiştir. Bu harekât sonucunda ada, iki bölgeye bölünmüştür. Kıbrıslı Türkler, adanın kuzeyinde toplanarak 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonucunda çizilen sınırlar içinde Kıbrıs Türk Federe Devleti kurmuştur. Bu devlet sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adını almıştır.  Uluslararası ilişkilerde, dünya siyasetinde haklı olmak yetmemektedir. Buna ilaveten güçlü olmak da gerekmektedir. Ege’de Yunanistan’ın çok sayıda adayı kontrol etmesinden dolayı Türkiye’nin hareket alanı kısıtlanmıştır. Kıbrıs’ın da Yunanistan’ın eline geçmesi halinde, Türkiye’nin Akdeniz’e çıkış yollarını sekteye uğrama ihtimali yüksektir. Bu nedenle Kıbrıs Adası’ndaki, Türk varlığı ve Kıbrıslı Türkler’in ada üzerindeki egemenliği, Türkiye için son derece önemli bir konudur. Buna ilaveten, Kıbrıs Adası’nda KKTC’nin olmaması durumunda Doğu Akdeniz’de Yunanistan’ın maksimalist talepleri nedeniyle Münhasır Ekonomik Bölge Hakları ile Kıta Sahanlığı Hakları’nı kaybetmekle karşı karşıya kalacaktır. Türkiye’nin Kıbrıs politikası nasıl olmalıdır? Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan son KKTC ziyaretiyle bugüne dek gelen tüm dengeleri bozmuş ve alt üst etmiştir. Kıbrıs Türkleri'nin "egemen devlete" dayalı önerisini sonuna kadar desteklediklerini söyleyen Erdoğan, adada yaşanan mevcut sıkıntıların çözümü için “eşit, egemen iki devletli çözüm” önerisini desteklemektedir. Bunun yanında Kapalı Maraş'ın % 3,5'inin askeri bölge statüsünden çıkarılacağının açıklaması ve AB'yi, sert dille eleştirmesi artık Kıbrıs konusunda Türkiye’nin yaklaşımının eskisi gibi olamayacağını ve bu meselede eski koşullarda devam edilemeyeceği mesajını tüm dünyaya vermiştir. Uluslararası ilişkilerde haklı olmak kadar güçlü olmanın da çok önemli olduğu günümüz dünya siyasetinde, Türkiye’nin artan bölgesel askeri, ekonomik ve siyasi gücü nedeniyle bu sorunun çözümünde Türkiye ve KKTC’nin yürüttüğü politikalar belirleyici unsur olacak, bu sorun Türk milletinin istediği gibi çözüme kavuşacaktır. Türkiye, Adalar (Ege) Denizi ve Doğu Akdeniz’deki Münhasır Ekonomik Bölge ile Kıta Sahanlığı Hakları’na sahip çıkmak ve Doğu Akdeniz’deki sahillerini koruma ve teminat altına almak için sözde Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nda yer alan “garantörlük” hakkından asla vazgeçmemelidir. Kıbrıs Adası’nın yönetiminin üniter bir Rum Devleti’nin idaresinde olması gerektiğini veya Rumların çoğunluk hakkına sahip olması gerektiğini ön gören federal bir cumhuriyet kurulmasını da asla kabul etmemelidir. Türkiye, “eşit ve egemen iki devletli çözümü” taraflara kabul ettirmek için her yolu denemeli, bu hedefe yönelik politikalar geliştirmelidir. Rum tarafının izlediği politikaları da dikkate alarak yakın tarihimizde Kıbrıs Sorunu’nun çözülememesinin nedeni nedir? Kıbrıs Sorunu’nun çözüm yolu/yolları nedir?        1968 yılından beri 53 yıldır süregelen ve herhangi bir sonuç alınamayan Kıbrıs müzakerelerinde taraflar, son olarak Haziran 2017'de İsviçre'nin Crans-Montana kentinde bir araya geldi. Yaklaşık 10 gün boyunca yoğun bir şekilde devam eden bu görüşmelerden bir sonuç alınamadı ve federasyon kapısı kapandı. Türkiye, KKTC ve Kuzey Kıbrıs Türk halkı, 'iki devletli çözüm' düşüncesini durup dururken ortaya atmamıştır. Bu düşünce, çok önemli gerekçelere rağmen 53 yıl süren ve sonuç alınamayan görüşmelerin sonucunda ortaya çıkmıştır. Uzun yıllardır süren müzakerelere rağmen sorunun çözülememesinden dolayı sorunun çözümünde etkili olacak bazı modeller çıkmıştır. Rumların egemenliğinin Türkler’e geçmeyeceği, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kendi devletine sahip çıkacağı, kendi egemenlik haklarını koruyacağı; egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü üzerine kurulacak iki devletli çözüm, çözüm modellerinden birisi olurken, diğeriyse Nahcivan modeli özerk bölgedir. Son çözüm modeliyse Türkiye’nin ilhakı olacaktır. Böylelikle Türkiye’nin en güney sınırı Akdeniz’de, Kıbrıs’ı kapsayacak şekilde genişleyecektir. 2004 yılında BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından bir plan hazırlandı. Sizde bu süreçte KKTC adına görüşmeleri yürüttünüz. Annan Planı’nda Kıbrıs’ın tek bir ülke olarak birleştirilmesi gündeme geldi. Sizce Güney Kıbrıs ve Kuzey Kıbrıs, tek bir ülke olarak birleşmeli midir? Birleşme düşüncesi Kıbrıs Sorunu için bir çözüm müdür? Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hiçbir zaman ve koşulda tek bir ülke olarak birleşmemelidir. Birleşme düşüncesi, hiçbir zaman Kıbrıs Sorunu için bir çözüm yolu veya çözüm olarak görülmemelidir. Helenler yani Rumlar ve Yunanlar, ilk kez 1795 yılında ilan edilen ve haritası çizilen “Megali İdea” (Büyük Ülkü) sınırları içerisinde kalan Kıbrıs Adası’nı, Yunanistan sınırlarına katmak düşüncesinden hiçbir zaman vazgeçmemişlerdir.   Yunanlar, 19. yüzyılda Avrupa Devletleri’nin arkasına saklanarak Mora Yarımadası’nda ve Girit’te yaptıkları katliamların aynısını, 20. yüzyılda Kıbrıs’ta da yapmayı deneyerek, adayı Yunanistan’a bağlamak için girişimlerde bulunmuşlardır. Türkiye’nin kararlı duruşu ve müdahalesiyle bunu başaramamış olmalarına rağmen bu hedeflerinden hiçbir zaman vazgeçmemişlerdir. Gelecekte Türkiye’nin zayıf bir anını yakaladıkları vakit Kıbrıs Adası’nı Yunanistan sınırları içine katmak için girişimlerde bulunacaklardır. Bu gerçeklere ilaveten, adı ve yöntemi ne olursa olsun Türkler ile “ortak devlet” bir devlet kuracak bir anlaşmanın altına imza atacak olan Kıbrıslı Rum veya Yunanlı bir yönetici, Helen geleneklerine göre “vatan haini” ilan edileceğinden “ortak devlet” düşüncesinin gerçekleşmesi mümkün değildir.       KKTC’nin uluslararası hukuktaki konumu nedir? Uluslararası hukuk ve uluslararası ilişkilerde KKTC’nin bağımsız bir ülke olarak kabul ettirilmesi için neler yapılmalıdır? Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, uluslararası hukuk kuralları içinde yer alan “devlet olabilme” kriterlerinin tümüne sahiptir. KKTC’nin tanınmamazlığı Birleşmiş Milletler’in, 4 Mart 1964 tarihinde aldığı 186 numaralı kararı ve 18 Kasım 1983 tarihinde aldığı 541 numaralı kararından kaynaklanmaktadır.  BM’nin bu kararı uluslararası hukuka aykırı olmasına rağmen ABD’nin güdümünde olması nedeniyle aradan geçen 37 yıla rağmen halen daha 541 no.lu kararın etkileri süregelmektedir. Uluslararası hukukta haklı olanın değil “güçlü olan devletin” sözünün geçiyor olması gerçeğini de göz önünde bulundurarak Kıbrıs Sorunu’nun çözülebilmesi için Türkiye’nin daha da güçlenmesi ve uluslararası siyasette daha da etkili olması gerekmektedir. Türkiye’nin güçlenmesi, bu sorunun Türkiye’nin ve Kıbrıslı Türklerin istediği şekilde çözüme kavuşması sürecini kısaltacaktır. 6- Zaman zaman KKTC'de medyaya yansıyan Türkiye karşıtı ifadeler hangi aklın ürünüdür? 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan sonra Rumlar, Yunanistan, ABD ve AB, Kıbrıs Adası’nın kuzeyinde Türk hâkimiyetine son verebilmek için, silahlı mücadele ve siyasi ambargo uyguladılar. Ayrıca bu uygulamalara ek olarak altıncı kol faaliyeti olarak “devşirme” politikasını da devreye soktular. Özellikle 2002 yılından itibaren önce 10, sonra 100, sonrasında da 1000 kişiyi ABD’ye davet edip eğittiler. Altıncı kol faaliyetlerinin de etkisiyle tarih kitaplarımızdan Rum mezalimini çıkarttırdılar. Bu devşirmelerin; Rumlar, Yunanistan, ABD ve AB’den aldıkları paralar ve sağladıkları menfaatlerle Türkiye ve TSK karşıtı faaliyetlere başladılar. Maalesef Kıbrıs’ta bu kişiler; insan hakları, demokrasi, ilericilik, özgürlük, ırkçılık, dostluk, halklar gibi gösterişli sözleri kalkan gibi kullanıp Türkiye ve TSK düşmanlığı yapıyorlar. Bir kez daha ifade etmek isteriz ki, KKTC ve Türkiye ayrı ayrı devlet olsalar da bu iki devlet tarihsel bağlamda bir bütündür. Bundan dolayı Türkiye ve TSK karşıtı ifadelerin, Kıbrıs toplumunda bir karşılığı yoktur. Değerli vaktini bize ayırarak, yaptığı önemli açıklamalardan ve gazetemize verdiği röportajdan dolayı kıymetli hocamız Sayın Prof. Dr. Ata Atun’a teşekkür ederiz.
“Türkiye’nin Akdeniz’e Açılan Kapısı: Kıbrıs”

KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve KKTC III. Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’na danışmanlık yapan, KTFD (Kıbrıs Türk Federe Devleti) eski Mağosa Milletvekili, Kıbrıs İlim Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı Sayın Prof. Dr. Ata Atun ile Kıbrıs üzerine çok önemli bir söyleşi gerçekleştirdik.

  1. Kıbrıs’ın tarihsel ve jeopolitik önemi nedir? Akdeniz egemenliğine giden süreçte Kıbrıs Adası neden önemlidir?

  Kıbrıs Adası, 1960 yılında İngiltere’nin güdümünden ayrılarak Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla bağımsızlığını kazanmıştır. 1974'te adayı Yunanistan’a bağlamak amacıyla gerçekleştirilen Yunan Darbesi’nin ardından garantör ülke olan Türkiye uluslararası hukuka uygun olarak bir askerî harekât gerçekleştirmiştir. Bu harekât sonucunda ada, iki bölgeye bölünmüştür. Kıbrıslı Türkler, adanın kuzeyinde toplanarak 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonucunda çizilen sınırlar içinde Kıbrıs Türk Federe Devleti kurmuştur. Bu devlet sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adını almıştır.

 Uluslararası ilişkilerde, dünya siyasetinde haklı olmak yetmemektedir. Buna ilaveten güçlü olmak da gerekmektedir. Ege’de Yunanistan’ın çok sayıda adayı kontrol etmesinden dolayı Türkiye’nin hareket alanı kısıtlanmıştır. Kıbrıs’ın da Yunanistan’ın eline geçmesi halinde, Türkiye’nin Akdeniz’e çıkış yollarını sekteye uğrama ihtimali yüksektir. Bu nedenle Kıbrıs Adası’ndaki, Türk varlığı ve Kıbrıslı Türkler’in ada üzerindeki egemenliği, Türkiye için son derece önemli bir konudur. Buna ilaveten, Kıbrıs Adası’nda KKTC’nin olmaması durumunda Doğu Akdeniz’de Yunanistan’ın maksimalist talepleri nedeniyle Münhasır Ekonomik Bölge Hakları ile Kıta Sahanlığı Hakları’nı kaybetmekle karşı karşıya kalacaktır.

  1. Türkiye’nin Kıbrıs politikası nasıl olmalıdır?

Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan son KKTC ziyaretiyle bugüne dek gelen tüm dengeleri bozmuş ve alt üst etmiştir. Kıbrıs Türkleri'nin "egemen devlete" dayalı önerisini sonuna kadar desteklediklerini söyleyen Erdoğan, adada yaşanan mevcut sıkıntıların çözümü için “eşit, egemen iki devletli çözüm” önerisini desteklemektedir. Bunun yanında Kapalı Maraş'ın % 3,5'inin askeri bölge statüsünden çıkarılacağının açıklaması ve AB'yi, sert dille eleştirmesi artık Kıbrıs konusunda Türkiye’nin yaklaşımının eskisi gibi olamayacağını ve bu meselede eski koşullarda devam edilemeyeceği mesajını tüm dünyaya vermiştir. Uluslararası ilişkilerde haklı olmak kadar güçlü olmanın da çok önemli olduğu günümüz dünya siyasetinde, Türkiye’nin artan bölgesel askeri, ekonomik ve siyasi gücü nedeniyle bu sorunun çözümünde Türkiye ve KKTC’nin yürüttüğü politikalar belirleyici unsur olacak, bu sorun Türk milletinin istediği gibi çözüme kavuşacaktır.

Türkiye, Adalar (Ege) Denizi ve Doğu Akdeniz’deki Münhasır Ekonomik Bölge ile Kıta Sahanlığı Hakları’na sahip çıkmak ve Doğu Akdeniz’deki sahillerini koruma ve teminat altına almak için sözde Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nda yer alan “garantörlük” hakkından asla vazgeçmemelidir. Kıbrıs Adası’nın yönetiminin üniter bir Rum Devleti’nin idaresinde olması gerektiğini veya Rumların çoğunluk hakkına sahip olması gerektiğini ön gören federal bir cumhuriyet kurulmasını da asla kabul etmemelidir. Türkiye, “eşit ve egemen iki devletli çözümü” taraflara kabul ettirmek için her yolu denemeli, bu hedefe yönelik politikalar geliştirmelidir.

  1. Rum tarafının izlediği politikaları da dikkate alarak yakın tarihimizde Kıbrıs Sorunu’nun çözülememesinin nedeni nedir? Kıbrıs Sorunu’nun çözüm yolu/yolları nedir?       

1968 yılından beri 53 yıldır süregelen ve herhangi bir sonuç alınamayan Kıbrıs müzakerelerinde taraflar, son olarak Haziran 2017'de İsviçre'nin Crans-Montana kentinde bir araya geldi. Yaklaşık 10 gün boyunca yoğun bir şekilde devam eden bu görüşmelerden bir sonuç alınamadı ve federasyon kapısı kapandı. Türkiye, KKTC ve Kuzey Kıbrıs Türk halkı, 'iki devletli çözüm' düşüncesini durup dururken ortaya atmamıştır. Bu düşünce, çok önemli gerekçelere rağmen 53 yıl süren ve sonuç alınamayan görüşmelerin sonucunda ortaya çıkmıştır. Uzun yıllardır süren müzakerelere rağmen sorunun çözülememesinden dolayı sorunun çözümünde etkili olacak bazı modeller çıkmıştır. Rumların egemenliğinin Türkler’e geçmeyeceği, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kendi devletine sahip çıkacağı, kendi egemenlik haklarını koruyacağı; egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü üzerine kurulacak iki devletli çözüm, çözüm modellerinden birisi olurken, diğeriyse Nahcivan modeli özerk bölgedir. Son çözüm modeliyse Türkiye’nin ilhakı olacaktır. Böylelikle Türkiye’nin en güney sınırı Akdeniz’de, Kıbrıs’ı kapsayacak şekilde genişleyecektir.

  1. 2004 yılında BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından bir plan hazırlandı. Sizde bu süreçte KKTC adına görüşmeleri yürüttünüz. Annan Planı’nda Kıbrıs’ın tek bir ülke olarak birleştirilmesi gündeme geldi. Sizce Güney Kıbrıs ve Kuzey Kıbrıs, tek bir ülke olarak birleşmeli midir? Birleşme düşüncesi Kıbrıs Sorunu için bir çözüm müdür?

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hiçbir zaman ve koşulda tek bir ülke olarak birleşmemelidir. Birleşme düşüncesi, hiçbir zaman Kıbrıs Sorunu için bir çözüm yolu veya çözüm olarak görülmemelidir. Helenler yani Rumlar ve Yunanlar, ilk kez 1795 yılında ilan edilen ve haritası çizilen “Megali İdea” (Büyük Ülkü) sınırları içerisinde kalan Kıbrıs Adası’nı, Yunanistan sınırlarına katmak düşüncesinden hiçbir zaman vazgeçmemişlerdir. 

 Yunanlar, 19. yüzyılda Avrupa Devletleri’nin arkasına saklanarak Mora Yarımadası’nda ve Girit’te yaptıkları katliamların aynısını, 20. yüzyılda Kıbrıs’ta da yapmayı deneyerek, adayı Yunanistan’a bağlamak için girişimlerde bulunmuşlardır. Türkiye’nin kararlı duruşu ve müdahalesiyle bunu başaramamış olmalarına rağmen bu hedeflerinden hiçbir zaman vazgeçmemişlerdir. Gelecekte Türkiye’nin zayıf bir anını yakaladıkları vakit Kıbrıs Adası’nı Yunanistan sınırları içine katmak için girişimlerde bulunacaklardır. Bu gerçeklere ilaveten, adı ve yöntemi ne olursa olsun Türkler ile “ortak devlet” bir devlet kuracak bir anlaşmanın altına imza atacak olan Kıbrıslı Rum veya Yunanlı bir yönetici, Helen geleneklerine göre “vatan haini” ilan edileceğinden “ortak devlet” düşüncesinin gerçekleşmesi mümkün değildir.      

  1. KKTC’nin uluslararası hukuktaki konumu nedir? Uluslararası hukuk ve uluslararası ilişkilerde KKTC’nin bağımsız bir ülke olarak kabul ettirilmesi için neler yapılmalıdır?

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, uluslararası hukuk kuralları içinde yer alan “devlet olabilme” kriterlerinin tümüne sahiptir. KKTC’nin tanınmamazlığı Birleşmiş Milletler’in, 4 Mart 1964 tarihinde aldığı 186 numaralı kararı ve 18 Kasım 1983 tarihinde aldığı 541 numaralı kararından kaynaklanmaktadır.  BM’nin bu kararı uluslararası hukuka aykırı olmasına rağmen ABD’nin güdümünde olması nedeniyle aradan geçen 37 yıla rağmen halen daha 541 no.lu kararın etkileri süregelmektedir. Uluslararası hukukta haklı olanın değil “güçlü olan devletin” sözünün geçiyor olması gerçeğini de göz önünde bulundurarak Kıbrıs Sorunu’nun çözülebilmesi için Türkiye’nin daha da güçlenmesi ve uluslararası siyasette daha da etkili olması gerekmektedir. Türkiye’nin güçlenmesi, bu sorunun Türkiye’nin ve Kıbrıslı Türklerin istediği şekilde çözüme kavuşması sürecini kısaltacaktır.

6- Zaman zaman KKTC'de medyaya yansıyan Türkiye karşıtı ifadeler hangi aklın ürünüdür?

1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan sonra Rumlar, Yunanistan, ABD ve AB, Kıbrıs Adası’nın kuzeyinde Türk hâkimiyetine son verebilmek için, silahlı mücadele ve siyasi ambargo uyguladılar. Ayrıca bu uygulamalara ek olarak altıncı kol faaliyeti olarak “devşirme” politikasını da devreye soktular. Özellikle 2002 yılından itibaren önce 10, sonra 100, sonrasında da 1000 kişiyi ABD’ye davet edip eğittiler. Altıncı kol faaliyetlerinin de etkisiyle tarih kitaplarımızdan Rum mezalimini çıkarttırdılar. Bu devşirmelerin; Rumlar, Yunanistan, ABD ve AB’den aldıkları paralar ve sağladıkları menfaatlerle Türkiye ve TSK karşıtı faaliyetlere başladılar. Maalesef Kıbrıs’ta bu kişiler; insan hakları, demokrasi, ilericilik, özgürlük, ırkçılık, dostluk, halklar gibi gösterişli sözleri kalkan gibi kullanıp Türkiye ve TSK düşmanlığı yapıyorlar. Bir kez daha ifade etmek isteriz ki, KKTC ve Türkiye ayrı ayrı devlet olsalar da bu iki devlet tarihsel bağlamda bir bütündür. Bundan dolayı Türkiye ve TSK karşıtı ifadelerin, Kıbrıs toplumunda bir karşılığı yoktur.

Değerli vaktini bize ayırarak, yaptığı önemli açıklamalardan ve gazetemize verdiği röportajdan dolayı kıymetli hocamız Sayın Prof. Dr. Ata Atun’a teşekkür ederiz.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve hedefgazetesi.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.