İZ BIRAKANLAR
Köşe Yazarı
İZ BIRAKANLAR
 

FİLMLERE KONU OLAN BİR HAYAT HİKAYESİ: MANİSA TARZANI -II-

            Hayatı boyunca Manisa’da tek başına 60 bin ağaç diken Ahmet Bedevi, 1922 yılının Eylül ayında Manisa’nın, Yunan İşgali’nden kurtuluşu sırasında çıkan büyük yangın sonrasında şehrin fiziksel dönüşümüne en büyük katkıyı sunan isimlerden birisi oldu. Yaptığı çalışmalarla yalnızca Manisa halkının değil yerel yöneticilerin de dikkatini çekmeyi başararak 1 Haziran 1933 tarihinde Manisa Belediyesi’nde aylık 30 lira maaşla, bahçıvan yardımcısı olarak işe başladı.  Belediyede çalıştığı dönemde aldığı maaşın büyük bölümünü ihtiyaç sahiplerine ayırmış ve her ay ihtiyaç sahiplerine düzenli yardım yaparken maaşının geri kalan kısmıyla da yerel ve ulusal gazeteleri, dergileri alarak sosyo-kültürel gelişmeleri ve gündemi yakından takip etmeye çalışıyordu. Ekonomik açıdan çok iyi bir durumda olmamasına rağmen kendisinden daha zor durumda olanların ihtiyaçlarını gidermek için uğraşması onun yardımseverliğinin en açık göstergesiydi.              Manisa Belediyesi’nde işe başladığı dönemde (1934 yılında) Türkiye de dahil olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde ABD yapımı “Tarzan” filmi gösterime girdi. Başrolünü Johnny Weissmuller’in oynadığı bu film Manisa’da gösterime girdiğinde Manisa halkı, Ahmet Bedevi’nin hayat tarzını bu filmin baş karakteri ile özdeştirerek ona “Manisa Tarzanı” lakabını verdiler. O, bu filmden sonra yalnızca Manisa’da değil tüm Türkiye’de Manisa Tarzanı olarak anılmaya başlayacaktı.  Nevi şahsına münhasır bir kişilik olan Ahmet Bedevi, oldukça atletik, pratik ve hızlı bir yapıya sahipti. Herkesin 20-25 dakikada çıkabildiği Spil Dağı’na o birkaç dakika içerisinde çıkabiliyordu.  Her gün kendi saatine göre saat 12.00 olduğunda nereden temin edildiği bilinmeyen bir top arabasıyla bir el atış yaparak saatin 12.00 olduğunu Manisa halkına duyurmaktaydı. Bundan dolayı yöre halkı ona Manisa Tarzanı’nın yanında “topçu hacı” lakabını da taktı.              1930’lu yıllardan itibaren onun yaşam tarzı ve farklı kişiliği hem yerel basının hem de ulusal basının dikkatini çekmeye başladı. Yerel basında hakkında çeşitli haberler çıktığı gibi Akşam, Son Posta, Vatan, Cumhuriyet, Yeni Asır gibi ulusal gazeteler onun renkli yaşantısını haber yapmakla kalmıyor, aynı zamanda onu özellikle çevreci tutumundan dolayı Türk toplumuna örnek bir vatandaş olarak gösteriyor, onunla röportajlar yapıyorlardı.  Çevreciliği ile tüm Türk halkına örnek olan Ahmet Bedevi, Manisa’ya yerleştiği tarihten 1938 yılına kadar geçen yaklaşık 15 yıllık süre içerisinde 25 bin ağaç dikti. Vefat ettiği 31 Mayıs 1963 tarihine kadar bu şehirde diktiği ağaç sayısı 60 bini bulacaktı.             Ulusal gazeteler de yayınlanan haberlerin etkisiyle Ahmet Bedevi namı diğer Manisa Tarzanı yaşadığı dönemde tüm Türkiye’de tanınan bir kişi haline geldi.  Türkiye Dağcılık Federasyonu Başkanı Asım Kurt, onu Ankara’ya davet ettiğinde o Manisa'da diktiği ağaçları kastederek: “Manisa’da binlerce evladım var, onlardan ayrılamam” sözleriyle ağaçlara, doğal çevreye, Spil Dağı ve Manisa şehrine olan düşkünlüğünü bir kez daha gösterdi. Doğaya, yaşadığı çevreye sevdalı olduğu kadar vatanına da sevdalı bir isim olan Ahmet Bedevi vefatından kısa bir süre önce 1957-1962 yılları arasında Manisa Dağcılık Kulübü üyelerinden oluşan dağcı kafilesiyle birlikte Anadolu’nun batısından doğusuna, kuzeyinden güneyine tüm Anadolu’yu gezerek, Erciyes Dağı (Kayseri), Toros Dağları, Palandöken Dağı (Erzurum), Munzur Dağları (Erzincan-Tunceli) ve Cilo Dağı’nın (Hakkâri) zirvelerine çıkmış, her çıktığı zirvede de İstiklal Marşı’nı okuyarak Türk bayrağını dalgalandırmıştı.             Yıllar süren Anadolu gezisini kâh yürüyerek kâh otostop çekerek tamamlayan Ahmet Bedevi, gittiği her yerde halkın büyük ilgisiyle karşılaştı. Ayrıca Anadolu gezisi esnasında da birçok garip olayla karşı karşıya kalmıştı. Bu olaylardan birisi de Hakkari’de bulunduğu süre içerisinde Cilo Dağı, Reşko Zirvesi’ne çıkarken burada bir ayının on iki yaşında bir çocuğa saldırmasıydı. O an, orada bulunan birçok kişi olayı çaresizce seyretmekle yetinirken o, bu durum karşısında duyarsız kalmamış, kendi hayatını da tehlikeye atarak kampçı bıçağıyla ayıyı öldürmek zorunda kalmış ve küçük çocuğun hayatını kurtarmıştı.             Ahmet Bedevi, 1957-1962 yılları arasında bir yandan gezilerine devam ederken diğer yandan zaman zaman özlemini çektiği Manisa’ya geri dönmekte bir süre Manisa hasretini giderdikten sonra yine gezilerine kaldığı yerden devam etmektedir. Manisa’da bulunduğu süre içerisinde, Milliyet Gazetesi’nin 2 Eylül 1961 tarihli haberine göre Manisa’dan bağımsız milletvekili adayı olacağını açıklamış, milletvekili seçilmesi halinde her ay aldığı milletvekili maaşını düzenli olarak hayır kurumlarına bağışlayacağını belirtmişti. Bu açıklamasının ulusal gazetelerde yayınlanmasına rağmen onun milletvekili adayı olup olmadığı hakkında basında hiçbir bilgi yoktur.             Ahmet Bedevi, yaklaşık altı yıl süren Anadolu gezisini tamamlayıp Manisa’ya döndüğünde şehrin farklı noktalarına ektiği bazı ağaçların yol yapım çalışmaları için kesildiğini gördü. Bu manzara karşısında gözyaşlarını tutamadı ve: “Yokluğumdan yararlanıp ulu çamları kesmişler, evlatlarını kaybetmiş baba gibiyim. Göğsüme hançer saplanıyor, dayanamıyorum” dedi. Onun bu sözleri yaşadığı büyük acının en açık göstergesiydi. Bu olayın hemen ardından kalp spazmı geçiren Ahmet Bedevi, hemen hastaneye kaldırıldı. Özellikle Anadolu gezisi esnasında birkaç defa bayılmasına rağmen tedavi desteği almayı reddetmişti. Şimdi de Kalp spazmı geçirmesine rağmen hastaneye yatmak istemiyor, doktorların uyarılarını dinlenmiyordu. Doktorları ve sevenleri tarafından zar zor ikna edilerek bahçesi yeşillik ve ağaçlarla süslü olan Manisa Moris Şinasi Hastanesi’ne yatırıldı.              Kalp spazmının nedeni aşırı efor sarf edilmesine bağlı olarak kalbin büyümesi sonucunda ortaya çıkan kalp yetmezliğiydi. Doktorları kendisini daha az yorması gerektiğini söyleseler de o bu uyarıları dinlemedi. Kendisi için Manisa şehir merkezinde yeni bir kulübe hazırlanmasına rağmen o, özgürlüğü dağlarda ve doğal yaşamda arayan bir özgürlük savaşçısıydı. Bu nedenle şehir merkezinde kendisi için yapılan kulübede yaşamayı reddederek ömrünün son kırk yalnız başına yaşadığı Spil Dağı eteklerindeki eski, emektar kulübesine geri döndü.             Vefatından kısa bir süre önce Manisa’da adına bir anıt yapıldı. Bir süre sonra tekrar rahatsızlanmasına rağmen hastaneye yatmayı kabul etmedi. O günlerde bir mektup kaleme aldı. Bu mektubu bir vasiyetname niteliğindeydi, mektubunda: “…Ben Manisa Tarzanı Ahmet Bedevi... Ağaçsız, çiçeksiz bir dünyada yaşamak ölümdür! Ağaçları kesmeyin, suları kirletmeyin, suyu tüketmeyin ne olur! İşte ben o zaman gerçekten ölürüm. İşte o zaman siz gerçekten ölürsünüz. İşte o zaman dünya yaşanmaz olur. Ağaçları kesmeyin ne olur, ağaç dikin, çiçek dikin… Beni merak etmeyin ben Manisa Tarzanı Ahmet Bedevi, ağacın yeşilinde, kuşun kanadında, çocukların yüreğinde yaşıyorum şimdi ben Manisa Tarzanı Ahmet Bedevi, ağacı dikin, çiçeği dikin, yeşili sevin benim gibi…”             Ahmet Bedevi kalp yetmezliğine bağlı olarak 31 Mayıs 1963 tarihinde 64 yaşında vefat etti.  Cenaze namazına binlerce Manisalı seveni katıldı. Cenaze namazına katılanlar arasında Manisa Valisi Niyazi Aras ve şehrin ileri gelenleri de vardı. Cenaze sonrasında yapılan açıklamalarda Manisa Tarzanı’nın, Spil Dağı’nın eteklerinde bulunan kulübesinin müzeye dönüştürüleceği açıklandıysa da bu gerçekleşmedi. Daha sonraki yıllarda Manisa ve ilçelerinde pek çok cadde, sokak, mahalle ve parka onun adı verildi. Hakkında kitaplar yazıldı, ilginç hayat hikayesi yıllar sonra beyaz perdeye konu oldu. 1994 yılında T.C. Kültür Bakanlığı’nın destekleriyle gösterime giren filmin yapımcılığını Cengiz Ergun, yönetmenliğini Orhan Oğuz üstlendi. Senaryosu Nuray Oğuz tarafından tarihsel gerçekliğe, onun hayat hikayesine uygun olarak yazıldı.  Manisa Tarzanı Filmi bir kez daha dikkatleri, onun farklı yaşantısına çekiyordu. Filmin ana karakteri olan Manisa Tarzanı'nı Talat Bulut canlandırmıştı. Film gösterime girdiği 1994 yılında Türkiye’nin Oscar Ödülleri adayı oldu. Film vesilesiyle yakın tarihimizin en renkli simalarından birisi olan Manisa Tarzanı uzun zaman sonra tekrar Türkiye gündemine gelmişti.             Ahmet Bedevi, hayat tarzı ve çevreci kişiliğiyle “Yeni Tarzanlara” örnek olmuş, Sinop, Yalova, Bursa gibi şehirlerde farklı Tarzanlar ortaya çıkmıştır. Son yıllarda ülkemizde doğa ve çevre bilincinin ne kadar azaldığını göz önüne alırsak, bu ülke için Manisa Tarzanı’nın, mücadelesinin ne kadar anlamlı, önemli bir mücadele olduğu daha iyi anlaşılacaktır…   Görsel I: Manisa Tarzanı kültürel etkinliklere son derece önem verir, yerel ve ulusal gazeteleri yakından takip ederdi.
Ekleme Tarihi: 07 Haziran 2021 - Pazartesi

FİLMLERE KONU OLAN BİR HAYAT HİKAYESİ: MANİSA TARZANI -II-

            Hayatı boyunca Manisa’da tek başına 60 bin ağaç diken Ahmet Bedevi, 1922 yılının Eylül ayında Manisa’nın, Yunan İşgali’nden kurtuluşu sırasında çıkan büyük yangın sonrasında şehrin fiziksel dönüşümüne en büyük katkıyı sunan isimlerden birisi oldu. Yaptığı çalışmalarla yalnızca Manisa halkının değil yerel yöneticilerin de dikkatini çekmeyi başararak 1 Haziran 1933 tarihinde Manisa Belediyesi’nde aylık 30 lira maaşla, bahçıvan yardımcısı olarak işe başladı.  Belediyede çalıştığı dönemde aldığı maaşın büyük bölümünü ihtiyaç sahiplerine ayırmış ve her ay ihtiyaç sahiplerine düzenli yardım yaparken maaşının geri kalan kısmıyla da yerel ve ulusal gazeteleri, dergileri alarak sosyo-kültürel gelişmeleri ve gündemi yakından takip etmeye çalışıyordu. Ekonomik açıdan çok iyi bir durumda olmamasına rağmen kendisinden daha zor durumda olanların ihtiyaçlarını gidermek için uğraşması onun yardımseverliğinin en açık göstergesiydi. 

            Manisa Belediyesi’nde işe başladığı dönemde (1934 yılında) Türkiye de dahil olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde ABD yapımı “Tarzan” filmi gösterime girdi. Başrolünü Johnny Weissmuller’in oynadığı bu film Manisa’da gösterime girdiğinde Manisa halkı, Ahmet Bedevi’nin hayat tarzını bu filmin baş karakteri ile özdeştirerek ona “Manisa Tarzanı” lakabını verdiler. O, bu filmden sonra yalnızca Manisa’da değil tüm Türkiye’de Manisa Tarzanı olarak anılmaya başlayacaktı.  Nevi şahsına münhasır bir kişilik olan Ahmet Bedevi, oldukça atletik, pratik ve hızlı bir yapıya sahipti. Herkesin 20-25 dakikada çıkabildiği Spil Dağı’na o birkaç dakika içerisinde çıkabiliyordu.  Her gün kendi saatine göre saat 12.00 olduğunda nereden temin edildiği bilinmeyen bir top arabasıyla bir el atış yaparak saatin 12.00 olduğunu Manisa halkına duyurmaktaydı. Bundan dolayı yöre halkı ona Manisa Tarzanı’nın yanında “topçu hacı” lakabını da taktı. 

            1930’lu yıllardan itibaren onun yaşam tarzı ve farklı kişiliği hem yerel basının hem de ulusal basının dikkatini çekmeye başladı. Yerel basında hakkında çeşitli haberler çıktığı gibi Akşam, Son Posta, Vatan, Cumhuriyet, Yeni Asır gibi ulusal gazeteler onun renkli yaşantısını haber yapmakla kalmıyor, aynı zamanda onu özellikle çevreci tutumundan dolayı Türk toplumuna örnek bir vatandaş olarak gösteriyor, onunla röportajlar yapıyorlardı.  Çevreciliği ile tüm Türk halkına örnek olan Ahmet Bedevi, Manisa’ya yerleştiği tarihten 1938 yılına kadar geçen yaklaşık 15 yıllık süre içerisinde 25 bin ağaç dikti. Vefat ettiği 31 Mayıs 1963 tarihine kadar bu şehirde diktiği ağaç sayısı 60 bini bulacaktı.

            Ulusal gazeteler de yayınlanan haberlerin etkisiyle Ahmet Bedevi namı diğer Manisa Tarzanı yaşadığı dönemde tüm Türkiye’de tanınan bir kişi haline geldi.  Türkiye Dağcılık Federasyonu Başkanı Asım Kurt, onu Ankara’ya davet ettiğinde o Manisa'da diktiği ağaçları kastederek: “Manisa’da binlerce evladım var, onlardan ayrılamam” sözleriyle ağaçlara, doğal çevreye, Spil Dağı ve Manisa şehrine olan düşkünlüğünü bir kez daha gösterdi. Doğaya, yaşadığı çevreye sevdalı olduğu kadar vatanına da sevdalı bir isim olan Ahmet Bedevi vefatından kısa bir süre önce 1957-1962 yılları arasında Manisa Dağcılık Kulübü üyelerinden oluşan dağcı kafilesiyle birlikte Anadolu’nun batısından doğusuna, kuzeyinden güneyine tüm Anadolu’yu gezerek, Erciyes Dağı (Kayseri), Toros Dağları, Palandöken Dağı (Erzurum), Munzur Dağları (Erzincan-Tunceli) ve Cilo Dağı’nın (Hakkâri) zirvelerine çıkmış, her çıktığı zirvede de İstiklal Marşı’nı okuyarak Türk bayrağını dalgalandırmıştı.

            Yıllar süren Anadolu gezisini kâh yürüyerek kâh otostop çekerek tamamlayan Ahmet Bedevi, gittiği her yerde halkın büyük ilgisiyle karşılaştı. Ayrıca Anadolu gezisi esnasında da birçok garip olayla karşı karşıya kalmıştı. Bu olaylardan birisi de Hakkari’de bulunduğu süre içerisinde Cilo Dağı, Reşko Zirvesi’ne çıkarken burada bir ayının on iki yaşında bir çocuğa saldırmasıydı. O an, orada bulunan birçok kişi olayı çaresizce seyretmekle yetinirken o, bu durum karşısında duyarsız kalmamış, kendi hayatını da tehlikeye atarak kampçı bıçağıyla ayıyı öldürmek zorunda kalmış ve küçük çocuğun hayatını kurtarmıştı.

            Ahmet Bedevi, 1957-1962 yılları arasında bir yandan gezilerine devam ederken diğer yandan zaman zaman özlemini çektiği Manisa’ya geri dönmekte bir süre Manisa hasretini giderdikten sonra yine gezilerine kaldığı yerden devam etmektedir. Manisa’da bulunduğu süre içerisinde, Milliyet Gazetesi’nin 2 Eylül 1961 tarihli haberine göre Manisa’dan bağımsız milletvekili adayı olacağını açıklamış, milletvekili seçilmesi halinde her ay aldığı milletvekili maaşını düzenli olarak hayır kurumlarına bağışlayacağını belirtmişti. Bu açıklamasının ulusal gazetelerde yayınlanmasına rağmen onun milletvekili adayı olup olmadığı hakkında basında hiçbir bilgi yoktur.

            Ahmet Bedevi, yaklaşık altı yıl süren Anadolu gezisini tamamlayıp Manisa’ya döndüğünde şehrin farklı noktalarına ektiği bazı ağaçların yol yapım çalışmaları için kesildiğini gördü. Bu manzara karşısında gözyaşlarını tutamadı ve: “Yokluğumdan yararlanıp ulu çamları kesmişler, evlatlarını kaybetmiş baba gibiyim. Göğsüme hançer saplanıyor, dayanamıyorum” dedi. Onun bu sözleri yaşadığı büyük acının en açık göstergesiydi. Bu olayın hemen ardından kalp spazmı geçiren Ahmet Bedevi, hemen hastaneye kaldırıldı. Özellikle Anadolu gezisi esnasında birkaç defa bayılmasına rağmen tedavi desteği almayı reddetmişti. Şimdi de Kalp spazmı geçirmesine rağmen hastaneye yatmak istemiyor, doktorların uyarılarını dinlenmiyordu. Doktorları ve sevenleri tarafından zar zor ikna edilerek bahçesi yeşillik ve ağaçlarla süslü olan Manisa Moris Şinasi Hastanesi’ne yatırıldı. 

            Kalp spazmının nedeni aşırı efor sarf edilmesine bağlı olarak kalbin büyümesi sonucunda ortaya çıkan kalp yetmezliğiydi. Doktorları kendisini daha az yorması gerektiğini söyleseler de o bu uyarıları dinlemedi. Kendisi için Manisa şehir merkezinde yeni bir kulübe hazırlanmasına rağmen o, özgürlüğü dağlarda ve doğal yaşamda arayan bir özgürlük savaşçısıydı. Bu nedenle şehir merkezinde kendisi için yapılan kulübede yaşamayı reddederek ömrünün son kırk yalnız başına yaşadığı Spil Dağı eteklerindeki eski, emektar kulübesine geri döndü.

            Vefatından kısa bir süre önce Manisa’da adına bir anıt yapıldı. Bir süre sonra tekrar rahatsızlanmasına rağmen hastaneye yatmayı kabul etmedi. O günlerde bir mektup kaleme aldı. Bu mektubu bir vasiyetname niteliğindeydi, mektubunda: “…Ben Manisa Tarzanı Ahmet Bedevi... Ağaçsız, çiçeksiz bir dünyada yaşamak ölümdür! Ağaçları kesmeyin, suları kirletmeyin, suyu tüketmeyin ne olur! İşte ben o zaman gerçekten ölürüm. İşte o zaman siz gerçekten ölürsünüz. İşte o zaman dünya yaşanmaz olur. Ağaçları kesmeyin ne olur, ağaç dikin, çiçek dikin… Beni merak etmeyin ben Manisa Tarzanı Ahmet Bedevi, ağacın yeşilinde, kuşun kanadında, çocukların yüreğinde yaşıyorum şimdi ben Manisa Tarzanı Ahmet Bedevi, ağacı dikin, çiçeği dikin, yeşili sevin benim gibi…”

            Ahmet Bedevi kalp yetmezliğine bağlı olarak 31 Mayıs 1963 tarihinde 64 yaşında vefat etti.  Cenaze namazına binlerce Manisalı seveni katıldı. Cenaze namazına katılanlar arasında Manisa Valisi Niyazi Aras ve şehrin ileri gelenleri de vardı. Cenaze sonrasında yapılan açıklamalarda Manisa Tarzanı’nın, Spil Dağı’nın eteklerinde bulunan kulübesinin müzeye dönüştürüleceği açıklandıysa da bu gerçekleşmedi. Daha sonraki yıllarda Manisa ve ilçelerinde pek çok cadde, sokak, mahalle ve parka onun adı verildi. Hakkında kitaplar yazıldı, ilginç hayat hikayesi yıllar sonra beyaz perdeye konu oldu. 1994 yılında T.C. Kültür Bakanlığı’nın destekleriyle gösterime giren filmin yapımcılığını Cengiz Ergun, yönetmenliğini Orhan Oğuz üstlendi. Senaryosu Nuray Oğuz tarafından tarihsel gerçekliğe, onun hayat hikayesine uygun olarak yazıldı.  Manisa Tarzanı Filmi bir kez daha dikkatleri, onun farklı yaşantısına çekiyordu. Filmin ana karakteri olan Manisa Tarzanı'nı Talat Bulut canlandırmıştı. Film gösterime girdiği 1994 yılında Türkiye’nin Oscar Ödülleri adayı oldu. Film vesilesiyle yakın tarihimizin en renkli simalarından birisi olan Manisa Tarzanı uzun zaman sonra tekrar Türkiye gündemine gelmişti.

            Ahmet Bedevi, hayat tarzı ve çevreci kişiliğiyle “Yeni Tarzanlara” örnek olmuş, Sinop, Yalova, Bursa gibi şehirlerde farklı Tarzanlar ortaya çıkmıştır. Son yıllarda ülkemizde doğa ve çevre bilincinin ne kadar azaldığını göz önüne alırsak, bu ülke için Manisa Tarzanı’nın, mücadelesinin ne kadar anlamlı, önemli bir mücadele olduğu daha iyi anlaşılacaktır…

 

Görsel I: Manisa Tarzanı kültürel etkinliklere son derece önem verir, yerel ve ulusal gazeteleri yakından takip ederdi.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve hedefgazetesi.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.