İZ BIRAKANLAR
Köşe Yazarı
İZ BIRAKANLAR
 

ÜLKEMİZDE ÇAYIN ÖYKÜSÜ VE BU TOPRAKLARA ÇAYI TAŞIYAN ADAM ZİHNİ DERİN -I-

            Anadolu’da çay üretimine yönelik ilk girişimler son Osmanlı padişahlarından II. Abdülhamid döneminde oldu. Bu dönemde Osmanlı-Japonya İlişkileri’nin geliştirilmesine yönelik pek çok girişimde bulunulmuştu. Ülkemizde çay üretimi denemelerinin başlaması da bu ilişkiler sonucunda oldu. 1889 yılında Japonya’dan getirilen çay tohumları Bursa’daki numune çiftliklerinde denendiyse de istenilen sonuç elde edilemedi. Aynı yıllarda çay hakkında raporlar ve eserler kaleme alınmaya başlandı. Çay üzerine ilk eseri yazan Osmanlı devlet adamlarından Hacı Seyyid Mehmet İzzet Efendi’dir. O, Adana Valiliği sırasında çay içme alışkanlığının kazandırılmasına bölgede yayılmasına öncülük ettiği gibi M. 1878 yılında “Çay Risalesi” adlı eseri yayımlamıştır. Çay Risalesi adlı eserinde çay bitkisinin özellikleri, yetiştirilmesinde ve toplanmasında dikkat edilmesi gereken hususlar üzerinde durulmuştur. Bu eser aynı zamanda çay üzerine yazılan ilk Türkçe eser olma özelliğini taşımaktadır.  Bunun dışında M. 1883 yılında Kahire’de “Şifa’ül Fuad, Havass-ı Biberiyye, Çay Risalesi” adında bir eser yayımlandı. Bu kitapta Osmanlı’da çay üzerine yazılan ilk eserlerden biri olma özelliğini taşımaktadır.             Yine aynı yıllarda Orman, Maadin ve Ziraat Nezareti tarafından çay üretimine yönelik “Çay Tarifnamesi” hazırlandı. Tarifnameye göre; Trabzon, Maraş, İzmit ve Bursa civarlarında adı belirtilmemekle birlikte kendiliğinden yetiştiği haber verilen bir tür çay bitkisi vardı. Bunun fidanlarından yeteri kadar örnekler alınıp numune çiftlikleri ve tarlalarına dikilecekti. Bahsi geçen yerlerde kendiliğinden yetişen çay bitkisinin dışında bugün bildiğimiz ve günlük hayatta kullandığımız çayın üretiminin gerçekleştirilmesi için Japonya’dan yeterli sayıda tohum ve fidan sipariş edilmiş, bu tohumların/fidanların yukarıda bahsi geçen şehirlerde kurulan numune çiftliklerinde ve tarlarında ekilmesi kararlaştırılmıştır. Aynı dönemde deneme ekimlerinin yapılabilmesi için Japonya ile birlikte Çin’den de çay tohumları ve fidanlarının getirildiği bilgisi vardır. Çay Tarifnamesi ile bu fidanların hangi bölgelere nasıl ekileceği, çayın üretiminin nasıl yapılacağı, üretim ve hasat esnasında dikkat edilmesi gereken hususlar üzerinde durulmaktadır. Bu tarifname Orman, Maadin ve Ziraat Nazırı Selim Paşa tarafından hazırlandı. Gerek tarifnamede gerekse tarifnamenin padişaha gönderilmesi amacıyla kaleme alınan üst yazıda çay bitkisi ve çay tarımı ile ilgili bilgiler dönemin padişahı Sultan II. Abdülhamid ile paylaşıldı. Çay üretiminin gündeme gelmesiyle çay üzerine yazılan eserlerin sayısında da artış oldu. 1892 yılında Ali Nazimâ, “Çay” adlı eserini, 1912 yılında ise bir dönem Basra Valiliği yapan Mehmet Arif Bey “Çay Hakkında Malumat” adlı eserini yayımladı.             Osmanlı’nın son dönemlerinde bir yandan çay ile ilgili araştırmalar yapılıyor, çeşitli eserler kaleme alınıyor diğer yandan da çay, Türk mutfağının vazgeçilmez bir parçası haline gelmeye başlıyordu. Ülkeye farklı şekillerde gelen ithal çayların tüketimi son yıllarda giderek artmaya başlamış, çay ülke genelinde tüketilen bir tarım ürünü haline gelmişti. O dönemlerde özellikle Çin, Rusya ve Japonya’dan getirilen çaya bu derece ilgi gösterilmesinin asıl nedeni çayın lezzet özelliği itibariyle Türk mutfağına yakın olmasıydı.  Tüketimin en yoğun olduğu yer ise İstanbul’du. İstanbul’un ilk çayhaneleri İranlılar ve Azeriler tarafından açılmıştı. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) sonrasında İstanbul’a göç eden muhacirlerin de çay tüketiminin yaygınlaşmasında oldukça önemli bir etkisi vardı.  XIX. yüzyılda çayhanelerin sayısı giderek artmıştı. Çayhanelerde, çaylar semaverlerle demlenmekte efsane lezzete bu şekilde ulaşılmaktaydı. Her kesimden insanın uğrak mekânı haline gelen çayhanelerde yalnızca çay demlenmekte, kahve ve şerbet satışı yapılmamaktaydı. Tanzimat Edebiyatı’nın en önemli isimleri arasında yer alan Şinasi, Ahmet Rasim, Cenap Şahabettin, Muallim Naci gibi isimler çay tiryakileri arasında olup en yoğun uğradıkları mekân ise Fatih Direklerarası Hacı Reşit Çayhanesi’ydi.             Sultan II. Abdülhamid döneminde bazı bölgelerde çay yetiştirildiği bilgisi vardı. 1878 yılına ait Trabzon Vilayet Salnamesi’nde 20.000 kıyye çay üretildiği bilgisi yer almaktaydı. Burada hakkında bilgi verilen çay yöre halkı tarafından; “Likaba, Likarpa, Kaskana, Ançera, Çera, Maheyova, Meheğop, Çay Üzümü ve Trabzon Çayı” gibi değişik isimlerle anılan bitkiydi. İngilizce de “Blueberry” olarak bilinen bu bitkinin bir diğer adı “Yaban Mersini”dir. Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi’nde bu bitki ve bu bitkiden üretilen çay ile ilgili çeşitli belgeler mevcuttur.             Sultan II. Abdülhamid döneminde çay üretimine yönelik gerçekleştirilen çalışmaların dışında 1917 yılında Halkalı Ziraat Mektabi Âlisi Müdür Vekili Ali Rıza Bey (Erten), Batum’da çay üretim sahasında incelemeler yaptı. Bu incelemeler sonucunda bir rapor oluşturdu. Raporunda Batum ile benzer coğrafi ve ekolojik özelliklere sahip Doğu Karadeniz Bölgesi’nde çay ve narenciye bitkilerinin yetiştirilebileceğini belirtiyordu. Ülkemizde çay üretiminin başlamasında ve yaygınlaşmasında Zihni Derin, Ali Rıza Bey Erten, Şevket Raşit Hatipoğlu ve Asım Zihnioğlu’nun oldukça ayrı bir yeri vardı. Bu isimler arasında özellikle Zihni Derin oldukça önemlidir. Çünkü o, diğer isimlerden farklı olarak çayın ülkemize getirilmesi, çay üretiminin planlanması, teşvik edilmesi, kanuni ve hukuki düzenlemelerin yapılmasında aktif rol üstlenmiş, reformist bir ziraat uzmanıdır.             Zihni Bey, 1880 yılında Muğla’da dünyaya geldi. Muğla’nın tanınmış ailelerinden “Kuloğulları” ailesine mensup olan Zihni Bey’in babası Mehmet Ali Bey’di. İlk ve ortaöğrenimini Muğla’da tamamlayıp 1897 yılında Muğla İdadisi’nden mezun olduktan sonra Selanik’e gitti. 1900 yılında Selanik Ziraat Ameliyat Mektebi’ni bitirdi. Daha sonra İstanbul’a geldi, Halkalı Ziraat Mektebi Âlisi’nde eğitim görmeye başladı. 1904 yılında Halkalı Ziraat Mektebi Âlisi’ndeki eğitim sürecini başarıyla tamamlayarak bu okuldan mezun oldu. Mezun olduktan çok kısa bir süre sonra Aydın İli Orman ve Maden Muamelat Kâtipliği göreviyle devlet memurluğuna başladı. Rodos ve Akdeniz Adaları’nda, Orman Müfettiş Kâtibi, Gediz ve Simav ilçeleri Orman Müfettiş Vekili olarak görev yaptıktan sonra 1907 yılında Orman Müfettişi oldu. 1909-1912 yılları arasında Selanik Ziraat Mektebi'nde kimya, ziraat sanatları ve jeoloji öğretmenliği yaptı.  Bu görevi sırasında 1911 yılında Selanik’te Maide Hanım ile evlendi; bu evlilikten üç çocuk sahibi oldu.             1914-1920 yılları arasında Bursa’da öğretmenlik yaptı. Bursa Milli Eğitim Müdür Vekilliği görevinde bulundu. Bursa’da bulunduğu süre içerisinde I. Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı Devleti İtilaf Devletleri tarafında savaşa girmiş ve 30 Ekim 1918 tarihinde imzaladığı Mondros Ateşkes Antlaşması’yla savaştan çekilmişti. Sonrasında da Anadolu’nun işgali başlamıştı. Özellikle Batı Cephesi’nde Yunanların ilerleyişinin durdurulamaması, Yunanların Bursa’ya kadar dayanması onun Millî Mücadele’ye katılmasında etkili oldu. Bursa’nın işgalinden kısa bir süre önce Ankara’ya geçti. Büyük Millet Meclisi tarafından kurulan İktisat Vekâleti’nin ilk Ziraat İşleri Umum Müdürü oldu. Bu görevi 1924 yılına kadar sürdürdü. Ziraat İşleri Umum Müdürü olduğu dönemde yeni tarım ürünlerinin yetiştirilmesi, Anadolu’da tarımsal üretimin arttırılması ve modernleştirilmesi ile ilgili çalışmalar yürüttü. Doğu Karadeniz’de sosyo-ekonomik durumun düzeltilmesi, tarımsal faaliyetlerin arttırılmasına yönelik incelemeler yapmak üzere İktisat Vekâleti tarafından görevlendirildi. Bu görevi sırasında bölge üzerine yazılan raporları araştırdı. Özellikle Halkalı Yüksek Ziraat Mektebi Âlisi’nde görev yapan Ali Rıza Bey’in 1917 yılında Batum’da yaptığı saha araştırması sonucunda kaleme aldığı rapordan etkilendi. Bu raporda Doğu Karadeniz’de Rize ve çevresinin çay üretimine uygun bölgeler olduğu yazmaktaydı. Ali Rıza (Erten) Bey’in raporunda bahsettiği hususları da dikkate alınarak 1923 yılında Rize’de hazine arazisi olan ait yaklaşık 15 dekarlık alan içerisine bir çay ve narenciye fidanlığının kurulmasına öncülük etti.             Zihni Bey, özellikle SSCB’nin tarım uygulamalarından ciddi bir şekilde etkilenmişti. SSCB’li ziraat uzmanları Batum’da farklı tarım ürünlerinin yetiştirilmesine yönelik birçok deneme yapmış ve bunda da başarılı olmuştu. Batum’da çay bahçeleri oluşturulmuş, çay üretiminden beklenen sonucun alınmasıyla bölgede çay fabrikası kurulmuştu. Hatta SSCB’li ziraat uzmanları tarafından Batum’da bir de Astropikal Bitkiler Araştırma İstasyonu kurulmuştu. Zihni Bey, Rusların Batum’da başlattığı tarımsal dönüşüm hareketini, Doğu Karadeniz illerine taşımak istiyordu. Batum’a yaptığı ziyaret sırasında çay tohumu ve fidanları, narenciye ve bazı meyve çeşitleri, bambu rizomları getirmişti. Bunları Rize’de oluşturulan fidanlığa dikti. Bölgenin toprak ve iklim özelliklerinin çay üretimine uygun olduğunu anladı.  Batum’dan yeni fidanlar getirterek bölgede halka dağıtsa da halk yeterli ilgiyi göstermedi. Bu nedenle çay üretiminin yaygınlaştırılmasına yönelik ilk girişim başarısız oldu. Doğu Karadeniz’deki görevini tamamlayarak Ankara’ya dönen Zihni Bey, Rize ve Artvin çevrelerinde fındık, portakal, limon, mandalina, çay yetiştirilmesi ile ilgili bir yasa teklifi hazırladı. Onun bu yasa teklifi özellikle bölge milletvekillerinin desteğiyle, 6 Şubat 1924 tarih ve 407 sayıyla kanunlaştı. Kanun, “Rize Vilayeti ile Borçka Kazasında; Fındık, Portakal, Limon, Mandalina, Çay Yetiştirilmesi Hakkındaki Kanun” adıyla yürürlüğe girdi.             O, Doğu Karadeniz’de bir tarım reformu gerçekleştirmeyi amaçlıyordu. Bu nedenle ilgili kanunun hazırlanmasında öncülük etmişti. Fakat zamanla kanun yetersiz kaldı ve bölgede çay üretiminde istenilen sonuç elde edilemedi. Bunun üzerine Zihni Bey, 1927 yılında öğretmenlik mesleğine geri döndü...  DEVAM EDECEK. Orman, Maadin ve Ziraat Nezareti tarafından Japonya'dan getirilen çay fidanlarının yetiştirilmesi hakkında hazırlanan Çay Tarifnamesi ve Takdim Yazısı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi Rize Vilayeti ile Borçka Kazasında; Fındık, Portakal, Limon, Mandalina, Çay Yetiştirilmesi Hakkındaki Kanunu’nun Süresinin Uzatılması ile ilgili Kararnamesi
Ekleme Tarihi: 27 Temmuz 2021 - Salı

ÜLKEMİZDE ÇAYIN ÖYKÜSÜ VE BU TOPRAKLARA ÇAYI TAŞIYAN ADAM ZİHNİ DERİN -I-

            Anadolu’da çay üretimine yönelik ilk girişimler son Osmanlı padişahlarından II. Abdülhamid döneminde oldu. Bu dönemde Osmanlı-Japonya İlişkileri’nin geliştirilmesine yönelik pek çok girişimde bulunulmuştu. Ülkemizde çay üretimi denemelerinin başlaması da bu ilişkiler sonucunda oldu. 1889 yılında Japonya’dan getirilen çay tohumları Bursa’daki numune çiftliklerinde denendiyse de istenilen sonuç elde edilemedi. Aynı yıllarda çay hakkında raporlar ve eserler kaleme alınmaya başlandı. Çay üzerine ilk eseri yazan Osmanlı devlet adamlarından Hacı Seyyid Mehmet İzzet Efendi’dir. O, Adana Valiliği sırasında çay içme alışkanlığının kazandırılmasına bölgede yayılmasına öncülük ettiği gibi M. 1878 yılında “Çay Risalesi” adlı eseri yayımlamıştır. Çay Risalesi adlı eserinde çay bitkisinin özellikleri, yetiştirilmesinde ve toplanmasında dikkat edilmesi gereken hususlar üzerinde durulmuştur. Bu eser aynı zamanda çay üzerine yazılan ilk Türkçe eser olma özelliğini taşımaktadır.  Bunun dışında M. 1883 yılında Kahire’de “Şifa’ül Fuad, Havass-ı Biberiyye, Çay Risalesi” adında bir eser yayımlandı. Bu kitapta Osmanlı’da çay üzerine yazılan ilk eserlerden biri olma özelliğini taşımaktadır.

            Yine aynı yıllarda Orman, Maadin ve Ziraat Nezareti tarafından çay üretimine yönelik “Çay Tarifnamesi” hazırlandı. Tarifnameye göre; Trabzon, Maraş, İzmit ve Bursa civarlarında adı belirtilmemekle birlikte kendiliğinden yetiştiği haber verilen bir tür çay bitkisi vardı. Bunun fidanlarından yeteri kadar örnekler alınıp numune çiftlikleri ve tarlalarına dikilecekti. Bahsi geçen yerlerde kendiliğinden yetişen çay bitkisinin dışında bugün bildiğimiz ve günlük hayatta kullandığımız çayın üretiminin gerçekleştirilmesi için Japonya’dan yeterli sayıda tohum ve fidan sipariş edilmiş, bu tohumların/fidanların yukarıda bahsi geçen şehirlerde kurulan numune çiftliklerinde ve tarlarında ekilmesi kararlaştırılmıştır. Aynı dönemde deneme ekimlerinin yapılabilmesi için Japonya ile birlikte Çin’den de çay tohumları ve fidanlarının getirildiği bilgisi vardır. Çay Tarifnamesi ile bu fidanların hangi bölgelere nasıl ekileceği, çayın üretiminin nasıl yapılacağı, üretim ve hasat esnasında dikkat edilmesi gereken hususlar üzerinde durulmaktadır. Bu tarifname Orman, Maadin ve Ziraat Nazırı Selim Paşa tarafından hazırlandı. Gerek tarifnamede gerekse tarifnamenin padişaha gönderilmesi amacıyla kaleme alınan üst yazıda çay bitkisi ve çay tarımı ile ilgili bilgiler dönemin padişahı Sultan II. Abdülhamid ile paylaşıldı. Çay üretiminin gündeme gelmesiyle çay üzerine yazılan eserlerin sayısında da artış oldu. 1892 yılında Ali Nazimâ, “Çay” adlı eserini, 1912 yılında ise bir dönem Basra Valiliği yapan Mehmet Arif Bey “Çay Hakkında Malumat” adlı eserini yayımladı.

            Osmanlı’nın son dönemlerinde bir yandan çay ile ilgili araştırmalar yapılıyor, çeşitli eserler kaleme alınıyor diğer yandan da çay, Türk mutfağının vazgeçilmez bir parçası haline gelmeye başlıyordu. Ülkeye farklı şekillerde gelen ithal çayların tüketimi son yıllarda giderek artmaya başlamış, çay ülke genelinde tüketilen bir tarım ürünü haline gelmişti. O dönemlerde özellikle Çin, Rusya ve Japonya’dan getirilen çaya bu derece ilgi gösterilmesinin asıl nedeni çayın lezzet özelliği itibariyle Türk mutfağına yakın olmasıydı.  Tüketimin en yoğun olduğu yer ise İstanbul’du. İstanbul’un ilk çayhaneleri İranlılar ve Azeriler tarafından açılmıştı. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) sonrasında İstanbul’a göç eden muhacirlerin de çay tüketiminin yaygınlaşmasında oldukça önemli bir etkisi vardı.  XIX. yüzyılda çayhanelerin sayısı giderek artmıştı. Çayhanelerde, çaylar semaverlerle demlenmekte efsane lezzete bu şekilde ulaşılmaktaydı. Her kesimden insanın uğrak mekânı haline gelen çayhanelerde yalnızca çay demlenmekte, kahve ve şerbet satışı yapılmamaktaydı. Tanzimat Edebiyatı’nın en önemli isimleri arasında yer alan Şinasi, Ahmet Rasim, Cenap Şahabettin, Muallim Naci gibi isimler çay tiryakileri arasında olup en yoğun uğradıkları mekân ise Fatih Direklerarası Hacı Reşit Çayhanesi’ydi.

            Sultan II. Abdülhamid döneminde bazı bölgelerde çay yetiştirildiği bilgisi vardı. 1878 yılına ait Trabzon Vilayet Salnamesi’nde 20.000 kıyye çay üretildiği bilgisi yer almaktaydı. Burada hakkında bilgi verilen çay yöre halkı tarafından; “Likaba, Likarpa, Kaskana, Ançera, Çera, Maheyova, Meheğop, Çay Üzümü ve Trabzon Çayı” gibi değişik isimlerle anılan bitkiydi. İngilizce de “Blueberry” olarak bilinen bu bitkinin bir diğer adı “Yaban Mersini”dir. Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi’nde bu bitki ve bu bitkiden üretilen çay ile ilgili çeşitli belgeler mevcuttur.

            Sultan II. Abdülhamid döneminde çay üretimine yönelik gerçekleştirilen çalışmaların dışında 1917 yılında Halkalı Ziraat Mektabi Âlisi Müdür Vekili Ali Rıza Bey (Erten), Batum’da çay üretim sahasında incelemeler yaptı. Bu incelemeler sonucunda bir rapor oluşturdu. Raporunda Batum ile benzer coğrafi ve ekolojik özelliklere sahip Doğu Karadeniz Bölgesi’nde çay ve narenciye bitkilerinin yetiştirilebileceğini belirtiyordu. Ülkemizde çay üretiminin başlamasında ve yaygınlaşmasında Zihni Derin, Ali Rıza Bey Erten, Şevket Raşit Hatipoğlu ve Asım Zihnioğlu’nun oldukça ayrı bir yeri vardı. Bu isimler arasında özellikle Zihni Derin oldukça önemlidir. Çünkü o, diğer isimlerden farklı olarak çayın ülkemize getirilmesi, çay üretiminin planlanması, teşvik edilmesi, kanuni ve hukuki düzenlemelerin yapılmasında aktif rol üstlenmiş, reformist bir ziraat uzmanıdır.

            Zihni Bey, 1880 yılında Muğla’da dünyaya geldi. Muğla’nın tanınmış ailelerinden “Kuloğulları” ailesine mensup olan Zihni Bey’in babası Mehmet Ali Bey’di. İlk ve ortaöğrenimini Muğla’da tamamlayıp 1897 yılında Muğla İdadisi’nden mezun olduktan sonra Selanik’e gitti. 1900 yılında Selanik Ziraat Ameliyat Mektebi’ni bitirdi. Daha sonra İstanbul’a geldi, Halkalı Ziraat Mektebi Âlisi’nde eğitim görmeye başladı. 1904 yılında Halkalı Ziraat Mektebi Âlisi’ndeki eğitim sürecini başarıyla tamamlayarak bu okuldan mezun oldu. Mezun olduktan çok kısa bir süre sonra Aydın İli Orman ve Maden Muamelat Kâtipliği göreviyle devlet memurluğuna başladı. Rodos ve Akdeniz Adaları’nda, Orman Müfettiş Kâtibi, Gediz ve Simav ilçeleri Orman Müfettiş Vekili olarak görev yaptıktan sonra 1907 yılında Orman Müfettişi oldu. 1909-1912 yılları arasında Selanik Ziraat Mektebi'nde kimya, ziraat sanatları ve jeoloji öğretmenliği yaptı.  Bu görevi sırasında 1911 yılında Selanik’te Maide Hanım ile evlendi; bu evlilikten üç çocuk sahibi oldu.

            1914-1920 yılları arasında Bursa’da öğretmenlik yaptı. Bursa Milli Eğitim Müdür Vekilliği görevinde bulundu. Bursa’da bulunduğu süre içerisinde I. Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı Devleti İtilaf Devletleri tarafında savaşa girmiş ve 30 Ekim 1918 tarihinde imzaladığı Mondros Ateşkes Antlaşması’yla savaştan çekilmişti. Sonrasında da Anadolu’nun işgali başlamıştı. Özellikle Batı Cephesi’nde Yunanların ilerleyişinin durdurulamaması, Yunanların Bursa’ya kadar dayanması onun Millî Mücadele’ye katılmasında etkili oldu. Bursa’nın işgalinden kısa bir süre önce Ankara’ya geçti. Büyük Millet Meclisi tarafından kurulan İktisat Vekâleti’nin ilk Ziraat İşleri Umum Müdürü oldu. Bu görevi 1924 yılına kadar sürdürdü. Ziraat İşleri Umum Müdürü olduğu dönemde yeni tarım ürünlerinin yetiştirilmesi, Anadolu’da tarımsal üretimin arttırılması ve modernleştirilmesi ile ilgili çalışmalar yürüttü. Doğu Karadeniz’de sosyo-ekonomik durumun düzeltilmesi, tarımsal faaliyetlerin arttırılmasına yönelik incelemeler yapmak üzere İktisat Vekâleti tarafından görevlendirildi. Bu görevi sırasında bölge üzerine yazılan raporları araştırdı. Özellikle Halkalı Yüksek Ziraat Mektebi Âlisi’nde görev yapan Ali Rıza Bey’in 1917 yılında Batum’da yaptığı saha araştırması sonucunda kaleme aldığı rapordan etkilendi. Bu raporda Doğu Karadeniz’de Rize ve çevresinin çay üretimine uygun bölgeler olduğu yazmaktaydı. Ali Rıza (Erten) Bey’in raporunda bahsettiği hususları da dikkate alınarak 1923 yılında Rize’de hazine arazisi olan ait yaklaşık 15 dekarlık alan içerisine bir çay ve narenciye fidanlığının kurulmasına öncülük etti.

            Zihni Bey, özellikle SSCB’nin tarım uygulamalarından ciddi bir şekilde etkilenmişti. SSCB’li ziraat uzmanları Batum’da farklı tarım ürünlerinin yetiştirilmesine yönelik birçok deneme yapmış ve bunda da başarılı olmuştu. Batum’da çay bahçeleri oluşturulmuş, çay üretiminden beklenen sonucun alınmasıyla bölgede çay fabrikası kurulmuştu. Hatta SSCB’li ziraat uzmanları tarafından Batum’da bir de Astropikal Bitkiler Araştırma İstasyonu kurulmuştu. Zihni Bey, Rusların Batum’da başlattığı tarımsal dönüşüm hareketini, Doğu Karadeniz illerine taşımak istiyordu. Batum’a yaptığı ziyaret sırasında çay tohumu ve fidanları, narenciye ve bazı meyve çeşitleri, bambu rizomları getirmişti. Bunları Rize’de oluşturulan fidanlığa dikti. Bölgenin toprak ve iklim özelliklerinin çay üretimine uygun olduğunu anladı.  Batum’dan yeni fidanlar getirterek bölgede halka dağıtsa da halk yeterli ilgiyi göstermedi. Bu nedenle çay üretiminin yaygınlaştırılmasına yönelik ilk girişim başarısız oldu. Doğu Karadeniz’deki görevini tamamlayarak Ankara’ya dönen Zihni Bey, Rize ve Artvin çevrelerinde fındık, portakal, limon, mandalina, çay yetiştirilmesi ile ilgili bir yasa teklifi hazırladı. Onun bu yasa teklifi özellikle bölge milletvekillerinin desteğiyle, 6 Şubat 1924 tarih ve 407 sayıyla kanunlaştı. Kanun, “Rize Vilayeti ile Borçka Kazasında; Fındık, Portakal, Limon, Mandalina, Çay Yetiştirilmesi Hakkındaki Kanun” adıyla yürürlüğe girdi.

            O, Doğu Karadeniz’de bir tarım reformu gerçekleştirmeyi amaçlıyordu. Bu nedenle ilgili kanunun hazırlanmasında öncülük etmişti. Fakat zamanla kanun yetersiz kaldı ve bölgede çay üretiminde istenilen sonuç elde edilemedi. Bunun üzerine Zihni Bey, 1927 yılında öğretmenlik mesleğine geri döndü...  DEVAM EDECEK.

Orman, Maadin ve Ziraat Nezareti tarafından Japonya'dan getirilen çay fidanlarının yetiştirilmesi hakkında hazırlanan Çay Tarifnamesi ve Takdim Yazısı

Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi Rize Vilayeti ile Borçka Kazasında; Fındık, Portakal, Limon, Mandalina, Çay Yetiştirilmesi Hakkındaki Kanunu’nun Süresinin Uzatılması ile ilgili Kararnamesi

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve hedefgazetesi.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.