Karakter ve Samimiyet Üzerine
Yaşadığı hayatın değil, hayal ettiği hayatın varlığını başkalarına gerçekmiş gibi göstermek, çağımızın sessiz hastalıklarından biridir. İnsan bazen sahip olmadığı bir ahlâkı üzerine geçirir, yaşamadığı bir hayatı anlatır, taşımadığı bir karakterin cümlelerini kurar. Zamanla kurduğu görüntü, aynadaki yüzünün önüne geçer. En tehlikelisi de insanın bir müddet sonra başkalarını değil, kendisini ikna etmeye başlamasıdır.
Allah’ın emirlerini yerine getirmeyen birinin başkalarına fetva vermesi, yalnızca bir tutarsızlık değildir. Sözü hayattan koparmak, ahlâkı bir kürsüye çıkarıp kendisini onun dışında bırakmaktır. Günümüzün en vahim insanlık darbelerinden biri de budur: Yaşamak yerine konuşmak, olmak yerine görünmek.
Menfaat söz konusu olduğunda namusuna, onuruna ve şahsiyetine yöneltilen sözleri duymamayı seçenler vardır. Sonra bu suskunluğa insanlarla iyi geçinmek, kalp temizliği, kin ve nefretten uzak durmak gibi güzel isimler verilir.
Oysa her susuş olgunluk değildir.
Bazı sessizliklerin içinde fazilet değil, hesap vardır. Kimi insan huzuru korumaz; yalnızca kendi konforunun bozulmasına izin vermez. Haksızlığın karşısında susup bunu hoşgörü diye adlandırmak, hakikati değiştirmez.
İnsan kendisine bir vitrin kurabilir. Fakat hayat, o vitrinin arkasındaki depoyu da gösterir. Bir gün çıkarları zedelendiğinde, bir başkası yükseldiğinde, kendisine ihtiyaç kalmadığında ya da beklediği karşılığı alamadığında gerçek yüz ortaya çıkar.
İnsanın karakteri, rahat zamanlarda kurduğu güzel cümlelerde değil; hesabının tutmadığı anlarda verdiği kararlarda görünür.
Kötü insanlarla kurulan yakınlık da insanın fark etmeden ödediği bir bedeldir. Bazı insanlar bulunduğu ortamın havasını ağırlaştırır; onların yanında insan kendi doğrularından şüphe etmeye, normalde yapmayacağı şeyleri sıradanlaştırmaya başlar. Bir müddet sonra başkasının ölçüsüne göre yaşamak, insanın kendi terazisini bozar.
Bu yüzden kötü insanları hayatınızdan uzak tutmak düşmanlık değil, kendinize duyduğunuz saygıdır.
Her kapıyı açık bırakmak erdem değildir. Bazen bir kapıyı kapatmak, içeride kalan huzuru muhafaza etmektir.
Menfaat ve çıkar ilişkilerinde her hamleye eyvallah edenler, kendilerine fayda sağlamayan insanın en küçük hatasını büyütürler. Dün görmezden geldikleri kusur, bugün bir anda affedilmez hâle gelir. Zira ölçüleri insanın karakteri değil, kendilerine sunduğu imkândır.
Makamın, mevkinin ve çıkarın olmadığı yerde gösterilen vefanın da ortadan kalkması bundandır.
Hırs konusunda da insan kendisine karşı dürüst olmalıdır. Hırslı olmadığını savunan nice insan, küçük bir makam yahut küçük bir üstünlük uğruna başkasını geride bırakmayı başarı sayar.
Oysa insanın bir gayesi için hırs duyması kötü değildir. Çalışmalı, ilerlemeli, kendisini aşmaya gayret etmelidir. Fakat hırs, başkasının hakkını çiğnemeye başladığında hedef olmaktan çıkar; karakter kusuruna dönüşür.
Hele bazı meslekler vardır ki yalnızca başarı cetveliyle ölçülemez. Orada bilgi kadar vefa, yetenek kadar vicdan, makam kadar insanlık gerekir. İnsanî duyguların terk edildiği yerde kariyer yükselir belki; fakat insan küçülür. Her merdivenin çıkılmaya değer bir basamağı yoktur.
Gösteriş merakı, haset ve özenti ise insanın saklamak istediği hâlde en kolay açığa çıkan duygulardır. Bir başkasının başarısı karşısında yüzün aldığı ifade, övgü beklemeden yapılan bir iyilik, kimsenin alkışlamadığı bir fedakârlık… Bunlar insanın iç dünyasını ele veren küçük imtihanlardır.
İnsan, kendisi hakkında uzun uzun konuşabilir; fakat davranışları onun adına daha kısa ve daha doğru bir cümle kurar.
Üstelik biz melek değiliz. Nefs taşıyoruz. Kıskanıyor, öfkeleniyor, yanılıyor, kimi zaman bencilleşiyoruz. İyi insan olmak, bütün kusurlardan arınmış olmak değildir. Asıl mesele, kusuruyla karşılaştığında onu savunacak bir bahane bulmak yerine kendisine bakabilmektir.
İyi bir insan olmakla iyi bir insan profili çizmek arasındaki fark da burada başlar.
Biri sessizdir; diğeri kendisini anlatmaya ihtiyaç duyar. Biri kimse bakmadığında da aynı kalır; diğeri seyirci arar. Biri yaptığı iyiliği hatırlamaz; diğeri iyiliğini kendisine bir kimlik kartı yapar.
Karakter, insanın kendisi hakkında söylediği değildir.
Karakter, kimse sizi ödüllendirmeyecekse ne yaptığınızdır. Size hiçbir kapı açmayacak birine nasıl davrandığınızdır. Güç elinize geçtiğinde zayıfa karşı ne yaptığınızdır. Hatanız ortaya çıktığında mazeret mi ürettiğiniz, yoksa sorumluluk mu aldığınızdır.
İnsan kendisini kalabalıkların içinde tanımaz; çoğu zaman yalnız kaldığında karşısına çıkar.
Kimi insan bulunduğu yere huzursuzluk taşır. Konuştuğu yerde güven azalır, bulunduğu yerde insanlar birbirine mesafe koyar. Kimi insan ise hiçbir şey vaat etmeden bulunduğu ortamı güzelleştirir. Onun yanında insan kendisini savunmak zorunda hissetmez. Varlığı bile bir tür sükûnet bırakır.
Kimi insan kendi değerleriyle bile barışamaz; ömrünü başkalarının hayatını taklit ederek geçirir. Kimi insan ise bulunduğu yere kendi ahlâkının ışığını taşır.
Birinin ardında kırılmış güvenler kalır, diğerinin ardında insanın içini ısıtan hatıralar.
Samimiyetin Bedeli, Menfaatin Yükü
Samimiyet, insanın kendi vicdanına verdiği en kıymetli ödüldür. Yormaz, dolaştırmaz, insanı kendi içinde mahkûm etmez. Nettir: Seviyorsan seversin, sevmiyorsan mesafeni bilirsin. Hesaplı yakınlıkların, yapay bağların ve menfaat uğruna sürdürülen ilişkilerin içinde kaybolmazsın.
Menfaat ise insanı tüketir; omuzlarına görünmez bir borç yükler. Alınan her taviz, bir gün vicdanda karşılık bekleyen bir senede dönüşür. Daha da ağır olanı, başkasının hakkını bile bile görmezden gelmektir. Kul hakkı, insanın hesabından düşüremeyeceği bir borçtur.
Varsın bazı şeyler olmasın.
Her kapının açılması, her makamın ulaşılması, her insanın yanında tutulması gerekmez. El etek öperek haksızlığa mahkûm olmak, kötü insanları iyi göstermek uğruna hakikatin yüzünü örtmek, insanın kendi zihnine vurduğu bir prangadır.
O prangayı bazen insanın elinden başkası değil, kendi menfaati geçirir.
Size kötü desinler.
Her ithama cevap yetiştirmek zorunda değilsiniz. Her yanlış anlaşılmayı düzeltmek, herkesin gözünde iyi görünmek gibi bir vazifeniz de yok.
Etrafınıza güzel insanlar koyun. Gayenizden vazgeçmeyin. Önünüze çıkan taşları doğru yere yerleştirin. Yol, zamanla kendi şeklini bulur.
Ve o yolun güzelliği yalnızca vardığınız yerde değildir.
Asıl güzellik, geriye dönüp baktığınızda vicdanınızın suskun kalmasıdır. Pişmanlığın yükünü taşımamak, kimsenin hakkıyla sırtınıza ağır bir yük almamak, menfaat uğruna kendinizden eksilmemiş olmak…
İnsanın inşa edebileceği en duru hayat budur:
Başkasının alkışına ihtiyaç duymadan, vicdanının huzuruyla yürüyebildiği bir hayat.
Kimi insan kendisine bile gurbet olur.
Kimi insan ise yaşadığı yeri cennete çevirir.
Aradaki fark, sahip olduklarında değil; karakterinde, samimiyetinde ve menfaat karşısında neyi feda edip neyi muhafaza ettiğinde saklıdır.
Yolunuz gül renginde olsun her daim...