MEHMET ASIF IŞIK
Köşe Yazarı
MEHMET ASIF IŞIK
 

ÇAY’A DAİR BİR GÜZELLEME

Denilir ki, gönül ışığıyla ata yurdumuz Türkistan’ı aydınlatan Şeyh Ahmed Yesevî Hazretleri, bir vakitler bugün Çin hudutları içinde kalan Hıtay denilen bir yere gitmiş. Çok sıcak bir yaz gününde yol kenarında dinlenirken, şaşkınlık ve telâş içindeki bir köylü, o sırada doğum yapmakta olan hanımı için Hazretten duā etmesini istemiş. Şeyh Hazretleri, selâmet için niyaz ettikten sonra Allah’ın izniyle doğum kolay olmuş. Bunun üzerine köylü sevinip teşekkür ederek kendisine çay ikrām etmiş. Ahmed Yesevi Hazretleri, o zamana kadar bilmediği ve daha önce de görmediği çayı içince rahatlamış ve o yaz sıcağında harāreti gidivermiş. Şeyh Efendi ellerini açıp şu duāyı etmiş: "Ya Rabbi, bu içeceğe revāç ver. Bizi sevenler hem içsinler hem de fāidelensinler…" Demek ki Hazretin o duāsı Cenāb-ı Allah’ın kabûlüne mazhar olmuş ki, asırlardan beri çaya karşı bitip tükenmeyen bu revaç ve rağbet o duānın berekâtıyla belki de kıyamete kadar devam edecek… Çayın Türkistan'da, fakat özellikle de tasavvûf erbābı arasındaki rağbetini Hazretin bu duāsına bağlarlar. Bu mübarek içecek dervişleri zinde ve uyanık tuttuğu için çaya "evliyā çorbası" da denilirmiş. "Çay içelim, çay içelim / Nefs u hevādan geçelim" diye, yeri gelir neş’eyle İlâhiler bile söylenir... Bazı kalp ve gönül adamları "Çay, Peygamber Efendimiz zamanında olsaymış, Cenāb-ı Allah-u Te'āla bilir ya, belki de içmesi sünnetten olacakmış. Zirā, çay sohbete sebeptir; sohbete müştak ruhlara sebeb-i lezzet ve vesile-i muhabbettir" demişler. Günümüzün yaşayan şāirlerinden çok kıymetli Ekrem Kaftan’ın kaleminden ‘çaya gazel’ isimli o muhteşem aruz vezinli şiiriyle çay’a şöylece bir güzelleme yapmıştı: “Rāyihası (kokusu) gönülde ince bir ilhāmdır çay “Allah’tan kullarına husûsî ikrāmdır çay. …. “Rengi yār lebindendir (yarin dudağındandır) seyrettikçe kızarır “Yâr elinden içilen leziz ihtişamdır (muhteşem lezzettedir) çay. …. “Yār ile içilirse lezzetine erilir “Ağyār (yabancı) ile içmesi elbette harâmdır çay. “Ne yāre doydun Kâfî ne çay seni kandırdı “Kimsesiz yudumlarken pek derin bir gamdır çay.” Çay’ın çay’dan sayılması için demleme icaplarına riāyet edilmelidir: Çay, baharın sonuna doğru körpe filizlerin ilk sürgün veren taze yaprakları elle koparılıp güneşte kurutulmuş olmalıdır. Vaziyete göre semāverde ya da mangal üzerinde meşe kömürünün yumuşak ateşinde, illâ ki bakır demlikte, orta sertlik kıvamındaki menba suyuyla demlenmelidir. Haşlanıp sersemlemesin diye demliğe önce kaynar su katılıp az beklendikten sonra demlikteki sıcak suyun üzerine çay konulmalıdır. Nerede mi olacak bütün bunlar? Elbette bir ikindi vakti, bir dere kenarında ve dalı-budağıyla etrafına serinlik veren bir söğüt ağacının gölgesinde… Bu şart ve usûllere uyulduktan sonra demlensin diye 10-15 dakika dinlenmeye bırakılan çay artık zevkle içilmeye hazırdır ve böylesi çayın içimine doyulduğuna şahit olunmamıştır. Hele bir de yār elinden olursa!.. Aman Allah’ım, o çayın tadını tārife ne kalem, ne kelâm, ne de kelime takat yetiremez… Peki ya çay ikrāmının da içiminin de vazgeçilmez usûlü ne ola? Erbābı der ki; "Çay kadehte dide efrûz olmalı, Leb reng û leb riz û leb sûz olmalı." Yāni, “Çay küçük ve şeffaf (çeşm-i bülbül) bardakta göz doldurmalıdır. Dudak renginde gibi koyu, ağzına kadar dolu ve dudak yakacak sıcaklıkta olmalıdır. O bardak ince belli olup avuç içinde kolayca tutulabilmelidir. İflâh olmaz tiryākilere göre, çay soğumuşsa o artık çay vasfını kaybetmiş sayılır. Vaktiyle çayhānenin birinde çay isteyen tiryākinin birisine hem küçük bardakta hem de yarısına kadar doldurulmuş bardağı getiren kahveci çırağına; "Bu nedir oğlum?" diye sorup da; "Dudak payı" cevabını alan adamın, "Yavrum bana iyice bir baksana, Allah aşkına bende deveye benzer bir hāl mi var! Al şu bardağı da ağzına kadar doldur da önce gözüm doysun Yā Hû!" dediği meşhurdur. Bazı rivāyetlerde zenci dudağı diye de geçer ya. Her iki benzetme de mevzuya uygundur. Çay içmenin sınırı da sayısı da yoktur. Tiryākileri ve çayın muhipleri der ki: "Bir çay beyhûde, iki çay fāide, üç çay kāide, iç dördü at derdi, mādem çıktın beşe, sür git onbeş'e…" Çayın kadr-u kıymet bilenlere duā, ona vefasızlık edenler için ise bedduā makāmındaki bu beyit ise İstanbul ulemāsından vaktiyle Üsküdar ve Kadıköy Müftülükleri de yapmış merhûm Seyyid Ahmed Mekki Efendi tarafından çay için söylenmiştir: “Sohbet-i erbāb-ı dil bir lahzā sensiz olmasın. Hürmetin inkâr eden, dünyada hürmet bulmasın...” Yāni, “Gönül adamlarının, kalpten sevip sevilenlerin sohbeti bir an bile sensiz olmasın, Sana saygı göstermeyip (kadrini) inkâr eden dünyada saygı görmesin...” Büyük İslâm ālimi Bediüzzaman Hazretleri de çay için bütün bu yazılıp söylenenlere haklılık kazandıracak kadar çayı pek de severmiş. Talebelerine günde birkaç defa çay demletip ders ve sohbet aralarında berāber içerlermiş. Hazret hayatı boyunca 18-20 defa zehirlenmiş. Mübārek, bardağına da birkaç damla limon sıkarmış. Meğerse, limonlu çayın vücutta ādeta serum gibi zehrin tesirini azalttığı rivāyet olunur. Kendisine de eserlerine de hayran olduğum Hazretin bir tek çaya limon sıkma ādetini bir türlü edinemedim. Bir de onun her dāim güleç yüzlü, sevecen, mütevāzi ve dünyalar tatlısı talebesi olan ve herkesin Fırıncı Ağabey diye bildiği merhûm Mehmet Nûri Güleç de hatırı sayılır çay tiryākisiymiş. Bāzen çay ikramının unutulduğu veya geciktiği hallerde “Duānız olmasa Hak katında ne öneminiz var ki” meālindeki āyete nazire yapıp lâtife yollu olarak “Çayınız yoksa sizin ne kıymetiniz var” diyerek (belki de ikazıyla) çay ikramıyla sohbet ve muhabbetin kemâl bulacağını söylerdi. Bu söz her ne kadar yarı şakayla söylense de diğer yarısı da ciddidir. Ve ma’lûmdur ki her şakada bir hakikatin hissesi vardır. İşte ne yazın sıcağında ne kışın soğuğunda, ne sabahın ayazında ne gecenin serinliğinde, ne gündüz koşturmasında ne de akşam yorgunluğunda, ikrām edildiğinde red edilmeyen, her vakit içmeye müheyya olup doyamadığımız ve her derde devā olan çay işte bu çaydır. Dost sohbetlerine lezzet ve muhabbet katan çaysız kalmayın yārenler.
Ekleme Tarihi: 28 Temmuz 2023 - Cuma

ÇAY’A DAİR BİR GÜZELLEME

Denilir ki, gönül ışığıyla ata yurdumuz Türkistan’ı aydınlatan Şeyh Ahmed Yesevî Hazretleri, bir vakitler bugün Çin hudutları içinde kalan Hıtay denilen bir yere gitmiş. Çok sıcak bir yaz gününde yol kenarında dinlenirken, şaşkınlık ve telâş içindeki bir köylü, o sırada doğum yapmakta olan hanımı için Hazretten duā etmesini istemiş. Şeyh Hazretleri, selâmet için niyaz ettikten sonra Allah’ın izniyle doğum kolay olmuş. Bunun üzerine köylü sevinip teşekkür ederek kendisine çay ikrām etmiş.

Ahmed Yesevi Hazretleri, o zamana kadar bilmediği ve daha önce de görmediği çayı içince rahatlamış ve o yaz sıcağında harāreti gidivermiş. Şeyh Efendi ellerini açıp şu duāyı etmiş: "Ya Rabbi, bu içeceğe revāç ver. Bizi sevenler hem içsinler hem de fāidelensinler…"

Demek ki Hazretin o duāsı Cenāb-ı Allah’ın kabûlüne mazhar olmuş ki, asırlardan beri çaya karşı bitip tükenmeyen bu revaç ve rağbet o duānın berekâtıyla belki de kıyamete kadar devam edecek…

Çayın Türkistan'da, fakat özellikle de tasavvûf erbābı arasındaki rağbetini Hazretin bu duāsına bağlarlar. Bu mübarek içecek dervişleri zinde ve uyanık tuttuğu için çaya "evliyā çorbası" da denilirmiş.

"Çay içelim, çay içelim / Nefs u hevādan geçelim" diye, yeri gelir neş’eyle İlâhiler bile söylenir...

Bazı kalp ve gönül adamları "Çay, Peygamber Efendimiz zamanında olsaymış, Cenāb-ı Allah-u Te'āla bilir ya, belki de içmesi sünnetten olacakmış. Zirā, çay sohbete sebeptir; sohbete müştak ruhlara sebeb-i lezzet ve vesile-i muhabbettir" demişler.

Günümüzün yaşayan şāirlerinden çok kıymetli Ekrem Kaftan’ın kaleminden ‘çaya gazel’ isimli o muhteşem aruz vezinli şiiriyle çay’a şöylece bir güzelleme yapmıştı:

“Rāyihası (kokusu) gönülde ince bir ilhāmdır çay

“Allah’tan kullarına husûsî ikrāmdır çay.

….

“Rengi yār lebindendir (yarin dudağındandır) seyrettikçe kızarır

“Yâr elinden içilen leziz ihtişamdır (muhteşem lezzettedir) çay.

….

“Yār ile içilirse lezzetine erilir

“Ağyār (yabancı) ile içmesi elbette harâmdır çay.

“Ne yāre doydun Kâfî ne çay seni kandırdı

“Kimsesiz yudumlarken pek derin bir gamdır çay.”

Çay’ın çay’dan sayılması için demleme icaplarına riāyet edilmelidir:

Çay, baharın sonuna doğru körpe filizlerin ilk sürgün veren taze yaprakları elle koparılıp güneşte kurutulmuş olmalıdır. Vaziyete göre semāverde ya da mangal üzerinde meşe kömürünün yumuşak ateşinde, illâ ki bakır demlikte, orta sertlik kıvamındaki menba suyuyla demlenmelidir. Haşlanıp sersemlemesin diye demliğe önce kaynar su katılıp az beklendikten sonra demlikteki sıcak suyun üzerine çay konulmalıdır. Nerede mi olacak bütün bunlar? Elbette bir ikindi vakti, bir dere kenarında ve dalı-budağıyla etrafına serinlik veren bir söğüt ağacının gölgesinde…

Bu şart ve usûllere uyulduktan sonra demlensin diye 10-15 dakika dinlenmeye bırakılan çay artık zevkle içilmeye hazırdır ve böylesi çayın içimine doyulduğuna şahit olunmamıştır. Hele bir de yār elinden olursa!.. Aman Allah’ım, o çayın tadını tārife ne kalem, ne kelâm, ne de kelime takat yetiremez…

Peki ya çay ikrāmının da içiminin de vazgeçilmez usûlü ne ola? Erbābı der ki;

"Çay kadehte dide efrûz olmalı, Leb reng û leb riz û leb sûz olmalı."

Yāni, “Çay küçük ve şeffaf (çeşm-i bülbül) bardakta göz doldurmalıdır. Dudak renginde gibi koyu, ağzına kadar dolu ve dudak yakacak sıcaklıkta olmalıdır. O bardak ince belli olup avuç içinde kolayca tutulabilmelidir. İflâh olmaz tiryākilere göre, çay soğumuşsa o artık çay vasfını kaybetmiş sayılır.

Vaktiyle çayhānenin birinde çay isteyen tiryākinin birisine hem küçük bardakta hem de yarısına kadar doldurulmuş bardağı getiren kahveci çırağına;

"Bu nedir oğlum?" diye sorup da;

"Dudak payı" cevabını alan adamın,

"Yavrum bana iyice bir baksana, Allah aşkına bende deveye benzer bir hāl mi var! Al şu bardağı da ağzına kadar doldur da önce gözüm doysun Yā Hû!" dediği meşhurdur. Bazı rivāyetlerde zenci dudağı diye de geçer ya. Her iki benzetme de mevzuya uygundur.

Çay içmenin sınırı da sayısı da yoktur. Tiryākileri ve çayın muhipleri der ki: "Bir çay beyhûde, iki çay fāide, üç çay kāide, iç dördü at derdi, mādem çıktın beşe, sür git onbeş'e…"

Çayın kadr-u kıymet bilenlere duā, ona vefasızlık edenler için ise bedduā makāmındaki bu beyit ise İstanbul ulemāsından vaktiyle Üsküdar ve Kadıköy Müftülükleri de yapmış merhûm Seyyid Ahmed Mekki Efendi tarafından çay için söylenmiştir:

“Sohbet-i erbāb-ı dil bir lahzā sensiz olmasın.

Hürmetin inkâr eden, dünyada hürmet bulmasın...”

Yāni, “Gönül adamlarının, kalpten sevip sevilenlerin sohbeti bir an bile sensiz olmasın,

Sana saygı göstermeyip (kadrini) inkâr eden dünyada saygı görmesin...”

Büyük İslâm ālimi Bediüzzaman Hazretleri de çay için bütün bu yazılıp söylenenlere haklılık kazandıracak kadar çayı pek de severmiş. Talebelerine günde birkaç defa çay demletip ders ve sohbet aralarında berāber içerlermiş. Hazret hayatı boyunca 18-20 defa zehirlenmiş. Mübārek, bardağına da birkaç damla limon sıkarmış. Meğerse, limonlu çayın vücutta ādeta serum gibi zehrin tesirini azalttığı rivāyet olunur. Kendisine de eserlerine de hayran olduğum Hazretin bir tek çaya limon sıkma ādetini bir türlü edinemedim.

Bir de onun her dāim güleç yüzlü, sevecen, mütevāzi ve dünyalar tatlısı talebesi olan ve herkesin Fırıncı Ağabey diye bildiği merhûm Mehmet Nûri Güleç de hatırı sayılır çay tiryākisiymiş. Bāzen çay ikramının unutulduğu veya geciktiği hallerde “Duānız olmasa Hak katında ne öneminiz var ki” meālindeki āyete nazire yapıp lâtife yollu olarak “Çayınız yoksa sizin ne kıymetiniz var” diyerek (belki de ikazıyla) çay ikramıyla sohbet ve muhabbetin kemâl bulacağını söylerdi. Bu söz her ne kadar yarı şakayla söylense de diğer yarısı da ciddidir. Ve ma’lûmdur ki her şakada bir hakikatin hissesi vardır.

İşte ne yazın sıcağında ne kışın soğuğunda, ne sabahın ayazında ne gecenin serinliğinde, ne gündüz koşturmasında ne de akşam yorgunluğunda, ikrām edildiğinde red edilmeyen, her vakit içmeye müheyya olup doyamadığımız ve her derde devā olan çay işte bu çaydır. Dost sohbetlerine lezzet ve muhabbet katan çaysız kalmayın yārenler.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve hedefgazetesi.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.