Çok kurnazsın ama “BEN YEMEM”

28.02.2018 - 10:25, Güncelleme: 26.12.2020 - 11:32
 

Çok kurnazsın ama “BEN YEMEM”

Sosyal platformlardaki insanlar, birbiri için hem var hem yok. Böyle giderse bildiğimiz tanıma göre “sosyal olabilmek” için çok yakın zamanda insanoğlu yardıma ihtiyaç duyacak. Artık aynı evin içinde birbirine yabancı insanlarız. Yan odadaki çocuğumuza vatsaptan mesaj atarak yemeğe çağırıyor, feysbuktan paylaştığımız felsefi içerikli bir görselle birilerine alt mesajlar veriyoruz. Geldiğimiz son durum bu! Bol mesajlı, asosyal bir yaşam… İlişkilerimizi, sosyal medya “münasebetlerine” göre düzenliyoruz. Paylaştığımı beğenmiş mi beğenmemiş mi, paylaşmış mı paylaşmamış mı? Feysbuk, tivitır, sinepçet, instagramda geçirilen süre bir yana, onaylanma durumu da bizi fazlasıyla “enterese” ediyor. Baş ucumuzdaki kitapların gazetelerin yerini akıllı telefonlar aldı. Çoktan akıllarımızı ihaleye çıkarttık vesselam. Seviyor, sevmiyor. Seviyor, sevmiyor… Beğeniyor, beğenmiyorlardan ibaret papatya falına dönen hayatlarımız var. En ucuzundan takdir edilme şeklini de keşfettik. Bazen 2500 yıl önce söylenmiş bir sözü bazen fotoşoplu bir fotoğrafı paylaşarak takdir arıyoruz. İşin ne kadar vahim bir hâl aldığını ve kontrolden çıktığını anlamak için etrafınızı gözlemeniz yeter. Herkesin başı 45 derece öne eğik, gözü telefonunda… Boyun fıtığı, yaygın hastalık hâline gelirse şaşırmayın ama rahatsızlık bununla da sınırlı kalmayacak, unutmayın. Teknolojinin insanlığı ele geçirdiği bu yüzyılda hâlen teknolojinin yan etkilerine maruz kalmamak için direnen insanlar da var. Üstelik bu insanların çoğu, teknolojiyi üreten ve dünyaya pazarlayan ülkelerin insanları. “Kara tahtada” tebeşirle ders yapıyor ve kitap okumayı sürdürüyorlar. Bizde ise durum, can çekişmeye devam ediyor. Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütünün (UNESCO) verilerine göre okuma alışkanlığında dünyada 86. sıradayız. En çok okuduğumuz kitaplar ise yüzde 65 oranla aşk kitapları. Eminim bunları da en çok kadınlar okuyordur. Erkeklerin ne okuduklarına ait bir istatistik bulursam ayrıca paylaşırım. Bu aralar otobüsle işe gidip geliyorum…Otobüs durağa yanaştığında inenlere öncelik vermek ve sırayla binmek gibi medenî bir yaklaşım içinde olunca, “olmuyor”. Cinsiyet ayrımı yapmaksızın, insan kılıklı ayılar -ki ayılardan af dileyerek- ite kaka yer kapmak için atılınca onlar gibi davranamıyorum. Aslına bakacak olursanız, davranmak da istemiyorum. Belimdeki rahatsızlığa rağmen, şark kurnazlığı yapmayı, kabalaşmayı, nezaketsizlik olarak görüyor ve gayri medenî buluyorum. Böyle davranmaktansa rahatsızlığa rağmen dik ve onurlu bir duruşla ayakta gitmeyi tercih ediyorum. Bana göre onurlu bu duruş, çoğunluğa göre enayilik. Sana yaparlarsa sen de yapacaksın! Hatta önce sen yapacaksın! Burada diğer konuları örnekleyerek okurlarımızın ağzının tadını kaçırmak istemiyorum. Ayakta hem yolculuk yolculuk hemde gazetemizi okuyarak gittiğim eve dönüş gününde, 50’li yaşlarda bir hanımefendi, önümüzde bir yer boşalınca “Buyurun siz oturun, gazete okuyorsunuz.” dedi. Gazete okuyana saygı duyan ve bunu yer verecek bir ayraç olarak gören birinin oturmayı daha fazla hak ettiğini düşündüğümden elbette “Lütfen siz buyurun, ben alışkınım, sorun yok.” diyerek ona yer verdim. Çoğalmalarını dilerim… Ancak maalesef ülkemizde elinde telefonuyla oyun oynayan kişi sayısı, kitap gazete okuyan kişi sayısından çok daha fazla. Millet olarak, kurnazlıkla ülkeyi nereye getirdiğimiz ortada… Uygar bir ülke olmak ve teknoloji satmak istiyorsak, bize teknoloji satan kurnazlardan daha çok okumalıyız. Medeniyet, sırrını içinde barındırıyor. Önce niyet! Saygılarımla...    

Sosyal platformlardaki insanlar, birbiri için hem var hem yok. Böyle giderse bildiğimiz tanıma göre “sosyal olabilmek” için çok yakın zamanda insanoğlu yardıma ihtiyaç duyacak.

Artık aynı evin içinde birbirine yabancı insanlarız.

Yan odadaki çocuğumuza vatsaptan mesaj atarak yemeğe çağırıyor, feysbuktan paylaştığımız felsefi içerikli bir görselle birilerine alt mesajlar veriyoruz.

Geldiğimiz son durum bu!

Bol mesajlı, asosyal bir yaşam…

İlişkilerimizi, sosyal medya “münasebetlerine” göre düzenliyoruz. Paylaştığımı beğenmiş mi beğenmemiş mi, paylaşmış mı paylaşmamış mı? Feysbuk, tivitır, sinepçet, instagramda geçirilen süre bir yana, onaylanma durumu da bizi fazlasıyla “enterese” ediyor.

Baş ucumuzdaki kitapların gazetelerin yerini akıllı telefonlar aldı.

Çoktan akıllarımızı ihaleye çıkarttık vesselam.

Seviyor, sevmiyor. Seviyor, sevmiyor…

Beğeniyor, beğenmiyorlardan ibaret papatya falına dönen hayatlarımız var.

En ucuzundan takdir edilme şeklini de keşfettik. Bazen 2500 yıl önce söylenmiş bir sözü bazen fotoşoplu bir fotoğrafı paylaşarak takdir arıyoruz.

İşin ne kadar vahim bir hâl aldığını ve kontrolden çıktığını anlamak için etrafınızı gözlemeniz yeter.

Herkesin başı 45 derece öne eğik, gözü telefonunda…

Boyun fıtığı, yaygın hastalık hâline gelirse şaşırmayın ama rahatsızlık bununla da sınırlı kalmayacak, unutmayın.

Teknolojinin insanlığı ele geçirdiği bu yüzyılda hâlen teknolojinin yan etkilerine maruz kalmamak için direnen insanlar da var. Üstelik bu insanların çoğu, teknolojiyi üreten ve dünyaya pazarlayan ülkelerin insanları.

“Kara tahtada” tebeşirle ders yapıyor ve kitap okumayı sürdürüyorlar. Bizde ise durum, can çekişmeye devam ediyor.

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütünün (UNESCO) verilerine göre okuma alışkanlığında dünyada 86. sıradayız. En çok okuduğumuz kitaplar ise yüzde 65 oranla aşk kitapları. Eminim bunları da en çok kadınlar okuyordur. Erkeklerin ne okuduklarına ait bir istatistik bulursam ayrıca paylaşırım.

Bu aralar otobüsle işe gidip geliyorum…Otobüs durağa yanaştığında inenlere öncelik vermek ve sırayla binmek gibi medenî bir yaklaşım içinde olunca, “olmuyor”. Cinsiyet ayrımı yapmaksızın, insan kılıklı ayılar -ki ayılardan af dileyerek- ite kaka yer kapmak için atılınca onlar gibi davranamıyorum. Aslına bakacak olursanız, davranmak da istemiyorum. Belimdeki rahatsızlığa rağmen, şark kurnazlığı yapmayı, kabalaşmayı, nezaketsizlik olarak görüyor ve gayri medenî buluyorum. Böyle davranmaktansa rahatsızlığa rağmen dik ve onurlu bir duruşla ayakta gitmeyi tercih ediyorum.

Bana göre onurlu bu duruş, çoğunluğa göre enayilik.

Sana yaparlarsa sen de yapacaksın! Hatta önce sen yapacaksın! Burada diğer konuları örnekleyerek okurlarımızın ağzının tadını kaçırmak istemiyorum.

Ayakta hem yolculuk yolculuk hemde gazetemizi okuyarak gittiğim eve dönüş gününde, 50’li yaşlarda bir hanımefendi, önümüzde bir yer boşalınca “Buyurun siz oturun, gazete okuyorsunuz.” dedi. Gazete okuyana saygı duyan ve bunu yer verecek bir ayraç olarak gören birinin oturmayı daha fazla hak ettiğini düşündüğümden elbette “Lütfen siz buyurun, ben alışkınım, sorun yok.” diyerek ona yer verdim.

Çoğalmalarını dilerim…

Ancak maalesef ülkemizde elinde telefonuyla oyun oynayan kişi sayısı, kitap gazete okuyan kişi sayısından çok daha fazla.

Millet olarak, kurnazlıkla ülkeyi nereye getirdiğimiz ortada…

Uygar bir ülke olmak ve teknoloji satmak istiyorsak, bize teknoloji satan kurnazlardan daha çok okumalıyız.

Medeniyet, sırrını içinde barındırıyor. Önce niyet!

Saygılarımla...

 

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve hedefgazetesi.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
Marka Flower Çiçekçi