Sabır ve Fedakârlık Tablosu: Hicret
Sabır ve Fedakârlık Tablosu: Hicret
OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ...
OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ...
İslam tarihinin en önemli olayı hicretin 1437. yılını idrak ediyoruz. Hicret İslam tarihinde bir dönüm noktasıdır.
Hz. Peygamber’in doğup büyüdüğü, kendisine peygamberliğin verildiği Mekke halkı genelde müşrikti, puta tapıyorlardı. Hâlbuki ibadet ve kulluk yalnızca Allah’a yapılır. Çünkü yaratan 0, yaşatan 0, öldürecek ve sonra tekrar diriltecek olan da 0’dur. Bunun için ilk insan ve ilk Peygamber olan Hz. Âdem’den itibaren bütün Peygamberler ilk önce bir olan Allah'a inanmaya ve yalnız O'na ibadet etmeye çağırmışlardır. Peygamberimiz de öyle yapmış, önce en yakınlarına İslâmiyet'i tebliğ etmiş, sonra da bunu herkese ulaşacak şekilde yaymıştı.
Müslümanların sayısı günden güne artıyor ve Allah'ın dini gönüllerde yer ediyordu. Ancak Mekke'de söz sahibi olan Kureyş kabilesi ileri gelenleri bundan endişe duyuyor, toplum üzerindeki etkinliklerini yitireceklerinden ve çıkarlarının sona ereceğinden korkuyorlar, bunun için de Hz Peygamberin tebliğ çalışmalarına ve insanların İslam’ı kabul etmesine engel olmak istiyorlardı. Hem Peygamberimize ve hem de ona inananlara amansız düşman kesilmişlerdi. Güçlü oldukları için müslümanlara her kötülüğü yapıyor, akıl almaz işkencelerde bulunuyor, bu dinden vaz geçmelerini istiyorlardı. Mekke müşriklerinin yaptıkları dayanılmaz hale gelince Peygamberimiz İslâm güneşine başka ufuklar aramayı düşündü.
Detaylarını İslam Tarihi ve Siyer kitaplarında bulacağımız hicret, gerek müşriklerin dayanılmaz işkence ve baskılarına maruz kalan ashab-ı kirâmın, inançlarını daha rahat yaşayabilmeleri, gerekse İslam’ın tebliğ ve irşadında daha elverişli bir ortamın oluşturulması amacıyla gerçekleştirilen tarihî bir olaydır.
Kur’an-ı Kerim’e baktığımızda Hz.İbrahim (Sâffât 37/99), Hz. Lût (Enbiya 21/74), Hz. Salih (A’raf 7/73-79) gibi diğer peygamberlerin de hicret ettiklerini görüyoruz.
Peygamber Efendimiz bir hadislerinde “Mekke’nin fethinden sonra hicretin sözkonusu olmadığını, ancak cihat ve niyetin devam ettiğini” ifade buyurarak Müslümanların iman ve Kur’an hizmeti adına ortaya koyacakları niyet ve iradenin ve bu uğurda yapacakları çalışmaların önemine işaret etmiştir. Yine bir başka hadislerinde “Gerçek muhacir (hicret eden), Allah’ın yasakladıklarını terk edendir.” buyurarak hem hicret sevabını elde etmenin mümkün olabileceğini müjdelemiş hem de bunun yolunu göstermiştir.
İslam tarihinde fevkalâde bir önem ve etkiye sahip olan hicret olayının kahramanlarına ilahî kelam muhacir ünvanını vermiş ve onları ilk Müslümanlar olarak takdim ve taltif etmiştir:
İslâm’ı ilk önce kabul eden muhâcirler ve ensar ile, onlara güzellikle tabi olanlar var ya, işte Allah onlardan razı olmuş; onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. Allah onlara içinde ebedi kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır. (Tevbe 9/100)
Hicretin 1437. yılının, değerli okurlarımız, milletimiz ve tüm İslam alemi için hayırlara vesile olması diliyorum.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
