Her yıl 8 Eylül'de idrak edilen Dünya Okur-yazarlık Günü, okuma yazma oranını artırmanın ötesinde, eğitimin ve bilginin önemini hatırlamak için önemli bir fırsattır. Geleneksel olarak eğitim denildiğinde akla ilk gelen okul binaları olsa da; eğitimi yalnızca okul sınırları içine hapsetmek onun hayat boyu süren doğasına haksızlık olur. Toplumsal kalkınma, bireysel özgürleşme ve aydınlanma ancak, her yaştan insanımızın düzenli okumalarıyla mümkünleşir. Okuyan insan sorgular, üretir ve içinde yaşadığı topluma katma değer sağlar.
Hayat okumayla başlar; okumak yemek ve içmek kadar zaruri bir ihtiyaçtır. Nasıl ki bir şeyler yiyip içerek midemizi dolduruyorsak, okumakla da beynimizi doldururuz. Dinimizde de ilmin ve okumanın değeri çok yüksektir. İslamiyet'in insana ilk emri sadece "oku" değil, okumanın yanı sıra ilim öğrenmek ve öğretmektir. Alak Suresi'nin ilk ayetlerinde buyurulduğu üzere; "Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir. O, kalemle yazmayı öğretti; insana bilmediği şeyleri öğretti." Zümer Suresi 9. ayette ise "De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" denilerek ilim sahibinin üstünlüğü vurgulanmıştır.
Tarih boyunca tarihe yön veren bilim insanlarının, büyük iş ve devlet adamlarının ortak noktası okumak olmuştur; nitekim Fatih Sultan Mehmet'in sefere giderken dahi felsefe ve tarih kitaplarını yanından ayırmadığı kaynaklarda yer almaktadır. Aydınlanma filozofu Claude Adrien Helvétius'un belirttiği gibi, "Aldığımız eğitim ne ise, o kadar oluruz"; İtalyan şair Dante Alighieri ise "Eğitim, ekmek ve sudan sonra halkın en zorunlu ihtiyacıdır" diyerek eğitimin hayati önemini gözler önüne sermiştir.
Okullarda başlayan öğrenme sevgisi okullarla sınırlı kalmamalı, hayat boyu sürmelidir.
Zihni aydınlatan bu süreçte bilginin saklandığı ve nesillere aktarıldığı en önemli mekânlar ise kütüphanelerdir. Kütüphaneler; çocukların hayal kurduğu, gençlerin fikir ürettiği, yetişkinlerin dünyayı yeniden okuduğu yaşayan kültür merkezleridir.
Aslına bakılırsa okumanın belirli ve sınırlandırılmış bir yeri yoktur; yeter ki insan okumak istesin. Evin her köşesinde, iş yerindeki molalarda, yolculuk sırasında otobüste, trende, uçakta, vapurda, özel araçlarda, kırda veya deniz kenarında; kısacası hayatın akıp gittiği her yerde okuma eylemi gerçekleştirilebilir.
Ne yazık ki günümüzde dijital dünyanın getirdiği oyalayıcı unsurlar ve ekran bağımlılığı, bireyleri basılı eserlerden uzaklaştırmaktadır. Günlük yaşamda televizyona ve internete saatler harcanırken, kitap okumaya yalnızca dakikalar ayrılmaktadır. Oysa yapılan araştırmalar ve PISA raporları çok net bir şekilde göstermektedir ki; kitap okuma kültürü edinmiş çocukların akademik başarıları, okuduğunu anlama hızları ve analitik düşünme becerileri okumayanlara kıyasla katbekat üstündür. Okuma alışkanlığı hafızayı güçlendirir, hızlı kavramayı sağlar ve kişinin çabuk ve doğru kararlar almasına yardımcı olur.
Kitap okuma oranı yüksek olan toplumların sadece kültür seviyeleri değil, ekonomik güçleri ve gelişmişlik düzeyleri de çok daha ileridedir. Şeyh Edebali'nin "Cahil ile dost olma; ilim bilmez, irfan bilmez, söz bilmez; üzülürsün" sözü ile Necip Fazıl Kısakürek'in "İhya etmek için ne kadar ilim lazımsa, imha için de o kadar cehalet kafidir" sözü cehaletin zararlarını en güzel şekilde özetlemektedir. Toplumsal huzuru bozan çatışmaların, uyumsuzlukların ve sosyal problemlerin en aza indirgenmesi, ülkelerin kalkınması ve kültürel seviyenin yükselmesi doğrudan halkın daha çok okumasına ve cehaletle mücadele etmesine bağlıdır. Şiddeti ve sosyal huzursuzlukları bitirmenin yolu denetimi artırmak değil, kitap sayısını ve o kitapları okuyan insan sayısını artırmaktır. Kendini ifade edecek kelimeleri bulamayan bireylerin yaşadığı bir dünyada, hakiki aydınlanmanın yolu ancak güçlü bir okuma disiplini edinmekle mümkündür.
Yazmanın ve okumanın açtığı bu aydınlık yolda ilerlemek, insanı cehaletin karanlığından kurtaran en büyük güçtür. Kelimelerle kurduğumuz bağı sağlamlaştırıp bu bilinci hayatımızın merkezine koyduğumuzda, kitap okunma alışkanlığı kazanarak kendimiz için yapabileceğimiz en büyük iyiliği yapmış olacağız. Zihnimizi ve ruhumuzu besleyen bu eşsiz yolculuğun hayatımızdan hiç eksik olmaması dileğiyle...
Cengiz Ceylan Eğitimci Yazar