
Bölüm 1: Okul Bahçelerinde Yükselen Şiddet ve Kayıp Nesiller
Son günlerde medyaya yansıyan ve hepimizin yüreğini ağzına getiren haberler, artık görmezden gelinemeyecek bir toplumsal yarayı yüzümüze çarpıyor:
Okullarımızdaki şiddet sarmalı giderek büyüyor.
Bugün birçok çocuğumuz, bu tür gruplaşmalara ya doğrudan maruz kalıyor ya da tanıklık ediyor. Yaşananlar gösteriyor ki okul ortamındaki şiddet olaylarını artık yalnızca “çocuk kavgası” olarak görmek mümkün değil.
Eskiden okul bahçelerinde arkadaşlık, oyun ve dayanışma ön plandaydı. Bugün ise kimi okullarda, çok küçük yaştaki çocukların bile şiddetle, akran zorbalığıyla ve kesici aletlerle gündeme geldiği olaylarla karşılaşıyoruz. Daha da ürkütücü olanı, bazı çocukların savunmasız hayvanlara veya akranlarına zarar verecek davranışlar sergileyebilmesidir.
Düşünün; bir çocuk nasıl olur da arkadaşına zarar vermeyi bir güç gösterisi olarak görebilir?
Bir çocuğun merhamet duygusunu kim, hangi ortam ve hangi yanlışlar zayıflatıyor?
Şiddet artık cinsiyet ayrımı da tanımıyor. Kız veya erkek fark etmeksizin çocuklar arasında akran zorbalığı, dışlama, grup halinde baskı ve fiziksel şiddet olayları görülebiliyor. “Ezilmemek için ezmelisin” anlayışının çocukların dünyasına sızması, şiddeti bir güç ve üstünlük aracı hâline getirebiliyor.
Burada mesele yalnızca tek tek “çeteleşme” haberlerinin doğruluğunu tartışmak değildir. Asıl mesele, çocuklarımızın merhamet, empati ve başkasının canına saygı gibi temel insani değerlerle kurduğu bağın zayıflamasıdır.
Bir çocuk, arkadaşına ya da savunmasız bir canlıya zarar verirken bunun sonuçlarını yeterince düşünmüyorsa, burada yalnızca o çocuğun davranışını değil, onu kuşatan çevreyi de sorgulamak zorundayız.
Sorumluluk Hepimizin
Bu duyarsızlığın bütün sorumluluğunu yalnızca ailelere yüklemek kolaycılık olur. Ancak ailelerin sorumluluğunu da görmezden gelemeyiz.
Çocuğun karakterinin ve davranışlarının şekillenmesinde aile, okul, arkadaş çevresi, sosyal medya ve içinde yaşadığı toplumun tamamının payı vardır. Şiddetin tohumları kimi zaman aile içindeki ilgisizlikten, kimi zaman yanlış arkadaş çevresinden, kimi zaman ekranlarda normalleştirilen şiddet görüntülerinden, kimi zaman da çocuğu sürekli başarı yarışına sokan eğitim anlayışından beslenebilmektedir.
Bugün bazı anne ve babalar, çocuklarının saldırgan davranışları karşısında gereken tepkiyi göstermiyor. Çocuğunun yanlışını kabul etmek yerine mazeret üretiyor, öğretmeni veya başka bir çocuğu suçluyor. Oysa çocuğuna sınır koymak, yanlışını göstermek ve doğru davranışı öğretmek anne babanın en temel görevlerinden biridir.
Fakat iş burada bitmiyor.
Okul, yalnızca ders anlatılan ve sınavlara hazırlanılan bir bina değildir. Öğretmen yalnızca müfredatı tamamlayan kişi değildir. Çocuk da yalnızca sınavda aldığı puandan ibaret değildir.
Bir çocuğun elindeki bıçağı gördüğümüzde yalnızca çocuğa değil; o bıçağın çocuğun eline nasıl geldiğine, çocuğun şiddeti nereden öğrendiğine ve çevresindeki yetişkinlerin bunu neden daha önce fark edemediğine de bakmak zorundayız.
Çünkü ortada tek bir sorun değil, birbirini besleyen bir sorunlar zinciri vardır.
Ailede başlayan bir ihmal okulda fark edilmezse, okulda başlayan bir zorbalık aile tarafından önemsenmezse, sosyal medyada görülen şiddet denetlenmezse ve çocuk öfkesini nasıl yöneteceğini öğrenemezse, sonunda karşımıza bugün okullarımızda gördüğümüz tablo çıkar.
Bu nedenle artık suçu birbirimizin üzerine atma zamanı değil; sorumluluğu birlikte üstlenme zamanıdır.
Çünkü bir çocuğu yalnızca okul değil, yalnızca aile değil, hepimiz büyütürüz.
Nedenlerini Konuşmadan Çözüm Üretemeyiz
Okul bahçelerindeki bu karanlığı dağıtmak istiyorsak, önce şiddetin nedenlerini cesaretle konuşmak zorundayız.
Çünkü karşımızdaki sorun, tek bir sebebe indirgenemeyecek kadar karmaşıktır. Aile ortamından arkadaş çevresine, eğitim anlayışından sosyal medyaya, ekonomik koşullardan çocukların duygularını yönetme becerilerine kadar birçok etken, bu tablonun oluşmasında rol oynayabilir.
Bugün bir çocuğun neden şiddete yöneldiğini anlamadan, yalnızca ortaya çıkan davranışı cezalandırarak kalıcı bir çözüm üretmemiz mümkün değildir.
“Çocuğun içindeki öfkenin kaynağını anlamadan, elindeki bıçağı almak sorunu çözmez.”
Önce o öfkenin nereden geldiğini anlamalıyız.
İşte bu nedenle okullardaki şiddet ve çeteleşme eğilimini konuşurken, meseleyi yalnızca okul kapısının içinde aramak yanlış olur. Bu çocuklar ailelerin, okulların, arkadaş çevrelerinin, ekranların ve toplumun içinde büyüyor.
Dolayısıyla çözüm de bütün bu alanları birlikte ele almak zorundadır.
Çeteleşme ve Şiddetin Temel Sebepleri
Eğer okullarda çeteleşme veya şiddet eğilimi varsa, bunun tek bir nedeni yoktur. Birbirini besleyen sistemik ve çevresel faktörlerin birlikte değerlendirilmesi gerekir.
• Rol Model Eksikliği ve Popüler Kültür:
Dizi ve sosyal medya içeriklerinde “güçlü olanın haklı olduğu” anlayışının öne çıkarılması, illegal grupların veya kabadayı figürlerinin zaman zaman özendirici biçimde sunulması, çocukların bu karakterlerden etkilenmesine yol açabilir.
• Sosyo-Ekonomik Faktörler:
Aile içi huzursuzluk, ekonomik sıkıntılar veya ebeveyn ilgisizliği yaşayan bazı çocuklar, ihtiyaç duydukları aidiyet duygusunu kontrolsüz arkadaş gruplarında arayabilir.
• Eğitim Sistemindeki Sosyal Boşluklar:
Okulların yalnızca akademik başarıya odaklanması; sanat, spor ve etik değerler gibi alanların yeterince desteklenmemesi, çocukların enerjilerini ve yeteneklerini sağlıklı biçimde yönlendirmelerini zorlaştırabilir.
• Dijital Dünyanın Etkisi:
İnternet oyunları ve denetimsiz sosyal medya kullanımı, şiddet içeriklerinin çocukların hayatında daha görünür hâle gelmesine neden olabiliyor. Gruplaşmalar artık yalnızca okul bahçelerinde değil; mesajlaşma gruplarında, sosyal medya platformlarında ve çevrimiçi oyun ortamlarında da başlayabiliyor.
• Duygusal Yönetim Eksikliği:
Özellikle ergenlik döneminde öfke kontrolü, empati kurma ve sorunları iletişim yoluyla çözme becerilerinin yeterince gelişmemesi, küçük anlaşmazlıkların bile ciddi çatışmalara dönüşmesine neden olabiliyor.
Nitekim son yıllarda farklı illerimizde okullarda yaşanan şiddet olayları, bu tehlikenin göz ardı edilemeyecek bir noktaya geldiğini gösteriyor.
Geçmişte “çocuk kavgasıdır” denilerek geçiştirilen veya zamanında müdahale edilmeyen bazı davranışlar, daha büyük sorunların zeminini hazırlayabilir.
Çünkü şiddeti önlemenin yolu, yalnızca şiddet ortaya çıktığında müdahale etmek değil; daha ortaya çıkmadan önce onun beslendiği kaynakları kurutmaktır.
Cengiz Ceylan
Eğitimci – Yazar

