Cengiz Ceylan
Köşe Yazarı
Cengiz Ceylan
 

OKULLARDAKİ ÇETELER VE GÖRÜNMEZ ŞİDDET

Bölüm 2: Eğitimin Yaz-Boz Tahtası ve Kopan Vicdan Bağları   Bir çocuk nasıl olur da yaptığı davranışın geri dönüşü olmayan sonuçlarını kavrayamaz? Bir arkadaşına zarar verirken, eline bıçak alırken ya da şiddeti bir güç gösterisi olarak görürken vicdanının sesi neden susar? Bu soruların cevabı yalnızca o an yaşanan olayda aranamaz. Şiddet bir gecede ortaya çıkmaz. Çocuğun ailede gördüğü davranışlar, çevresindeki örnekler, arkadaş grupları, sosyal medya, eğitim anlayışı ve toplumun değerleri zaman içinde onun dünyasını şekillendirir. Bu noktada eğitim sistemine de bakmak zorundayız. Eğitimin Yaz-Boz Tahtasına Dönüşmemeli Eğitim, bir toplumun geleceğini inşa eden en önemli alandır. Ancak eğitim sisteminde sürekli yapılan değişiklikler, bilimsel ve pedagojik bir devamlılık oluşturulamadığında çocuklar kadar öğretmenler ve aileler de belirsizliğin içinde kalır. Müfredatlar değişebilir, yöntemler yenilenebilir. Fakat değişmemesi gereken temel bir anlayış vardır: Önce insan, sonra öğrenci. Çocuğa yalnızca sınav kazanmayı, daha yüksek not almayı ve rakiplerinin önüne geçmeyi öğretirsek; onun başkasının duygusunu anlamasını, farklılıklara saygı göstermesini ve yaptığı davranışın sonucunu düşünmesini ikinci plana itersek, eğitimde önemli bir şeyi kaybetmiş oluruz. Bugün çocuklarımızın başarısını çoğu zaman rakamlarla ölçüyoruz. Oysa bir çocuğun matematikteki başarısı kadar, öfkesini nasıl yönettiği; arkadaşına nasıl davrandığı, haksızlık karşısında ne yaptığı ve kendisinden güçsüz olana nasıl yaklaştığı da önemlidir. Çünkü insan yetiştirmek, yalnızca bilgi aktarmak değildir. İnsan Yetiştirmek İçin Sadece Ders Kitapları Yetmez: Çocuğu Farklı Kitaplarla Buluşturmalıyız Eğitim denildiğinde yalnızca ders kitaplarını düşünmek de büyük bir eksikliktir. Çocuğa yalnızca ders kitabı okutmak, onu okumakla buluşturmak değildir. Bir çocuk roman okuduğunda başka hayatlara girer. Bir karakterin korkusunu, sevincini, yalnızlığını, hatasını ve acısını tanır. Farklı insanların dünyasını anlamaya başlar. İşte burada kitap, yalnızca bilgi veren bir araç olmaktan çıkar; çocuğun dünyasını genişleten bir yol arkadaşı hâline gelir. Bugün ekranların hayatımızda kapladığı alan giderek büyüyor. Çocuklarımız saatlerini telefon, tablet ve bilgisayar karşısında geçirirken onların kitapla bağını güçlendirmek artık daha da önemli. Fakat çocuğa sadece “Kitap oku.” demek yeterli değildir. Ona kitap sevgisi de kazandırmalıyız. Evde anne-baba kitap okumuyorsa, okulda öğretmen kitapla çocuk arasında sıcak bir bağ kuramıyorsa, kütüphaneler yalnızca raflardan ibaret kalıyorsa, okumayı bir alışkanlığa dönüştürmek kolay değildir. Çocuklar en çok gördüklerini öğrenir. Bu nedenle okullarda öğrencilerin ders kitaplarının dışında yaşlarına ve ilgi alanlarına uygun kitaplarla buluşması sağlanmalıdır. Okuma, bir ödev ya da zorunluluk olmaktan çıkarılıp bir alışkanlığa, hatta bir sevgiye dönüştürülmelidir. Bazen bir roman, bir çocuğa onlarca nasihatten daha fazlasını anlatabilir. Bizim ihtiyacımız yalnızca daha çok bilen çocuklar değildir. Okuyan, düşünen, sorgulayan, anlayan, empati kuran ve kendisini doğru ifade edebilen çocuklara ihtiyacımız var. Okul Sadece Derslik Değildir Okul, çocuğun hayatının önemli bir bölümünü geçirdiği yerdir. Bu nedenle okulun görevi yalnızca müfredatı tamamlamak ve sınava hazırlamak olamaz. Çocuğun yeteneğini keşfedebileceği sanat, spor, müzik, tiyatro ve uygulamalı çalışmalar eğitim hayatının doğal bir parçası hâline gelmelidir. Çünkü her çocuk aynı alanda başarılı değildir. Kimi resimle kendisini anlatır, kimi sporla, kimi müzikle, kimi yazıyla… Çocuğun enerjisini üretime yönlendirebildiğimiz ölçüde öfkesinin ve saldırganlığının da önüne geçebiliriz. Burada rehberlik hizmetlerinin de çok daha etkin olması gerekiyor. İçine kapanan, öfkesini kontrol etmekte zorlanan, arkadaşlarıyla sürekli çatışan veya davranışlarında belirgin değişiklikler görülen çocuklar sorun büyüdükten sonra değil, erken dönemde fark edilmelidir. Çocuğun içindeki öfkeyi görmeden, elindeki bıçağı almak yetmez. Elbette sınır da konulmalıdır. Kurallar da olmalıdır. Yanlış davranışın bir sonucu olduğu çocuk tarafından bilinmelidir. Ancak disiplin yalnızca cezalandırmak değil, aynı zamanda doğru davranışı öğretmektir. Eğitimde İstikrar Bir Lüks Değildir Bir ülkenin eğitim sistemi günübirlik yaklaşımlarla yürütülemez. Çocukların geleceği, sürekli değişen yöntemlerin deneme alanı hâline getirilmemelidir. Eğitim politikalarının bilimsel verilere, pedagojik ihtiyaçlara ve uzun vadeli bir anlayışa dayanması gerekir. Çünkü bugün sınıfta yetiştirdiğimiz çocuk, yarının öğretmeni, mühendisi, esnafı, yöneticisi, anne-babası olacaktır. Bugün ona ne verirsek, yarın toplum olarak onu yaşayacağız. Bu nedenle okul şiddetini yalnızca kavga çıktığında konuşmak yerine, şiddeti doğuran zemini değiştirmeliyiz. Çocuğun elindeki davranıştan önce, zihnindeki dünyaya bakmalıyız. Ailesini, okulunu, arkadaş çevresini, ekranlarını, okuduğu kitapları ve karşılaştığı örnekleri birlikte değerlendirmeliyiz. Çünkü eğitim yalnızca çocuğa hayatı kazanmayı öğretmemelidir. Eğitim, çocuğa insan kalmayı da öğretmelidir. Ve bunun yolu; daha çok sınavdan değil, daha çok anlayıştan, daha güçlü rehberlikten, daha nitelikli eğitimden ve çocuklarımızı yeniden kitapla, sanatla, sporla ve insanî değerlerle buluşturmaktan geçmektedir. Asıl mesele, çocuklarımızın yalnızca başarılı olması değil; başarılı olurken insanlığını kaybetmemesidir.   Cengiz Ceylan Eğitimci Yazar
Ekleme Tarihi: 26 Eylül 2026 -Cumartesi

OKULLARDAKİ ÇETELER VE GÖRÜNMEZ ŞİDDET

Bölüm 2: Eğitimin Yaz-Boz Tahtası ve Kopan Vicdan Bağları

 

Bir çocuk nasıl olur da yaptığı davranışın geri dönüşü olmayan sonuçlarını kavrayamaz?

Bir arkadaşına zarar verirken, eline bıçak alırken ya da şiddeti bir güç gösterisi olarak görürken vicdanının sesi neden susar?

Bu soruların cevabı yalnızca o an yaşanan olayda aranamaz. Şiddet bir gecede ortaya çıkmaz. Çocuğun ailede gördüğü davranışlar, çevresindeki örnekler, arkadaş grupları, sosyal medya, eğitim anlayışı ve toplumun değerleri zaman içinde onun dünyasını şekillendirir.

Bu noktada eğitim sistemine de bakmak zorundayız.

Eğitimin Yaz-Boz Tahtasına Dönüşmemeli

Eğitim, bir toplumun geleceğini inşa eden en önemli alandır. Ancak eğitim sisteminde sürekli yapılan değişiklikler, bilimsel ve pedagojik bir devamlılık oluşturulamadığında çocuklar kadar öğretmenler ve aileler de belirsizliğin içinde kalır.

Müfredatlar değişebilir, yöntemler yenilenebilir. Fakat değişmemesi gereken temel bir anlayış vardır:

Önce insan, sonra öğrenci.

Çocuğa yalnızca sınav kazanmayı, daha yüksek not almayı ve rakiplerinin önüne geçmeyi öğretirsek; onun başkasının duygusunu anlamasını, farklılıklara saygı göstermesini ve yaptığı davranışın sonucunu düşünmesini ikinci plana itersek, eğitimde önemli bir şeyi kaybetmiş oluruz.

Bugün çocuklarımızın başarısını çoğu zaman rakamlarla ölçüyoruz. Oysa bir çocuğun matematikteki başarısı kadar, öfkesini nasıl yönettiği; arkadaşına nasıl davrandığı, haksızlık karşısında ne yaptığı ve kendisinden güçsüz olana nasıl yaklaştığı da önemlidir.

Çünkü insan yetiştirmek, yalnızca bilgi aktarmak değildir.

İnsan Yetiştirmek İçin Sadece Ders Kitapları Yetmez: Çocuğu Farklı Kitaplarla Buluşturmalıyız

Eğitim denildiğinde yalnızca ders kitaplarını düşünmek de büyük bir eksikliktir.

Çocuğa yalnızca ders kitabı okutmak, onu okumakla buluşturmak değildir.

Bir çocuk roman okuduğunda başka hayatlara girer. Bir karakterin korkusunu, sevincini, yalnızlığını, hatasını ve acısını tanır. Farklı insanların dünyasını anlamaya başlar.

İşte burada kitap, yalnızca bilgi veren bir araç olmaktan çıkar; çocuğun dünyasını genişleten bir yol arkadaşı hâline gelir.

Bugün ekranların hayatımızda kapladığı alan giderek büyüyor. Çocuklarımız saatlerini telefon, tablet ve bilgisayar karşısında geçirirken onların kitapla bağını güçlendirmek artık daha da önemli.

Fakat çocuğa sadece “Kitap oku.” demek yeterli değildir.

Ona kitap sevgisi de kazandırmalıyız.

Evde anne-baba kitap okumuyorsa, okulda öğretmen kitapla çocuk arasında sıcak bir bağ kuramıyorsa, kütüphaneler yalnızca raflardan ibaret kalıyorsa, okumayı bir alışkanlığa dönüştürmek kolay değildir.

Çocuklar en çok gördüklerini öğrenir.

Bu nedenle okullarda öğrencilerin ders kitaplarının dışında yaşlarına ve ilgi alanlarına uygun kitaplarla buluşması sağlanmalıdır. Okuma, bir ödev ya da zorunluluk olmaktan çıkarılıp bir alışkanlığa, hatta bir sevgiye dönüştürülmelidir.

Bazen bir roman, bir çocuğa onlarca nasihatten daha fazlasını anlatabilir.

Bizim ihtiyacımız yalnızca daha çok bilen çocuklar değildir. Okuyan, düşünen, sorgulayan, anlayan, empati kuran ve kendisini doğru ifade edebilen çocuklara ihtiyacımız var.

Okul Sadece Derslik Değildir

Okul, çocuğun hayatının önemli bir bölümünü geçirdiği yerdir. Bu nedenle okulun görevi yalnızca müfredatı tamamlamak ve sınava hazırlamak olamaz.

Çocuğun yeteneğini keşfedebileceği sanat, spor, müzik, tiyatro ve uygulamalı çalışmalar eğitim hayatının doğal bir parçası hâline gelmelidir.

Çünkü her çocuk aynı alanda başarılı değildir.

Kimi resimle kendisini anlatır, kimi sporla, kimi müzikle, kimi yazıyla…

Çocuğun enerjisini üretime yönlendirebildiğimiz ölçüde öfkesinin ve saldırganlığının da önüne geçebiliriz.

Burada rehberlik hizmetlerinin de çok daha etkin olması gerekiyor. İçine kapanan, öfkesini kontrol etmekte zorlanan, arkadaşlarıyla sürekli çatışan veya davranışlarında belirgin değişiklikler görülen çocuklar sorun büyüdükten sonra değil, erken dönemde fark edilmelidir.

Çocuğun içindeki öfkeyi görmeden, elindeki bıçağı almak yetmez.

Elbette sınır da konulmalıdır. Kurallar da olmalıdır. Yanlış davranışın bir sonucu olduğu çocuk tarafından bilinmelidir. Ancak disiplin yalnızca cezalandırmak değil, aynı zamanda doğru davranışı öğretmektir.

Eğitimde İstikrar Bir Lüks Değildir

Bir ülkenin eğitim sistemi günübirlik yaklaşımlarla yürütülemez.

Çocukların geleceği, sürekli değişen yöntemlerin deneme alanı hâline getirilmemelidir. Eğitim politikalarının bilimsel verilere, pedagojik ihtiyaçlara ve uzun vadeli bir anlayışa dayanması gerekir.

Çünkü bugün sınıfta yetiştirdiğimiz çocuk, yarının öğretmeni, mühendisi, esnafı, yöneticisi, anne-babası olacaktır.

Bugün ona ne verirsek, yarın toplum olarak onu yaşayacağız.

Bu nedenle okul şiddetini yalnızca kavga çıktığında konuşmak yerine, şiddeti doğuran zemini değiştirmeliyiz.

Çocuğun elindeki davranıştan önce, zihnindeki dünyaya bakmalıyız.

Ailesini, okulunu, arkadaş çevresini, ekranlarını, okuduğu kitapları ve karşılaştığı örnekleri birlikte değerlendirmeliyiz.

Çünkü eğitim yalnızca çocuğa hayatı kazanmayı öğretmemelidir.

Eğitim, çocuğa insan kalmayı da öğretmelidir.

Ve bunun yolu; daha çok sınavdan değil, daha çok anlayıştan, daha güçlü rehberlikten, daha nitelikli eğitimden ve çocuklarımızı yeniden kitapla, sanatla, sporla ve insanî değerlerle buluşturmaktan geçmektedir.

Asıl mesele, çocuklarımızın yalnızca başarılı olması değil; başarılı olurken insanlığını kaybetmemesidir.

 

Cengiz Ceylan

Eğitimci Yazar

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve hedefgazetesi.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
Marka Flower Çiçekçi