Ekranlara Hapsolan Nesiller ve Yıkılan Öğretmen Kürsüsü
İlk iki bölümde okullarımızda büyüyen şiddeti, aileyi, eğitim sistemini ve değişen çocuk dünyasını konuştuk.
Peki bugün çocuğu kim yetiştiriyor?
Ailesi mi, öğretmeni mi, yoksa ekran mı?
Çocuklarımız daha hayatı tanımadan telefonlarla, sosyal medya platformlarıyla ve sanal dünyanın sınırsız görüntüleriyle karşı karşıya kalıyor. Orada karşılaştıkları her davranışın doğru olmadığını henüz ayırt edemeyebiliyorlar.
Üstelik artık rol modeller de değişiyor.
Eskiden çocuk için öğretmen, anne-baba, sanatçı, sporcu veya toplumda saygın bir insan örnekti. Bugün ise bazen takipçi sayısı yüksek olan bir sosyal medya hesabı, bir dizi karakteri ya da sanal bir grup daha etkili olabiliyor.
Bunun sonucu yalnızca ekran bağımlılığı değil.
Saygının yerini gösteriş, arkadaşlığın yerini rekabet, konuşmanın yerini hakaret, anlaşmazlığın yerini güç gösterisi almaya başladığında okul bahçesi de bundan nasibini alıyor.
OKUMA KÜLTÜRÜNÜ DE UNUTMAMALIYIZ
Türkiye'nin okuma kültürü üzerine yapılan araştırmalar, toplumumuzda düzenli kitap okuma alışkanlığının yeterince güçlü olmadığını gösteriyor. Türkiye Okuma Kültürü Haritası araştırmasında, toplumun yaklaşık yüzde 75'lik bölümünün düzenli okuma alışkanlığının dışında kaldığı görülüyor. Kitap okumayanların yüzde 19'u ise okumayı sevmediğini belirtiyor.
Bu rakamlar bize sadece kitap okumayı değil, düşünmeyi, sorgulamayı ve kendimizi ifade etmeyi de yeniden düşünmemiz gerektiğini söylüyor.
Çünkü çocuk yalnızca bilgiye değil, doğru düşünmeye ve doğru iletişim kurmaya da ihtiyaç duyuyor.
AİLE GERİ ÇEKİLİRSE EKRAN ÖNE ÇIKAR
Çocuğumuza günde kaç dakika telefon kullandığını sormak kadar, bugün ne izlediğini ve gördüğü davranışlar hakkında ne düşündüğünü sormamız da gerekiyor.
Çünkü çocuğun hayatındaki boşluk mutlaka birileri tarafından dolduruluyor.
Aile doldurmazsa arkadaş grubu dolduruyor.
Öğretmen doldurmazsa sosyal medya dolduruyor.
Sağlıklı bir çevre doldurmazsa yanlış çevre dolduruyor.
ÖĞRETMENİN SÖZÜ YENİDEN DEĞER KAZANMALI
Öğretmen sadece ders anlatan kişi değildir.
Öğretmen çocuğu gözleyen, yönlendiren, gerektiğinde uyaran ve topluma hazırlayan kişidir.
Bu nedenle öğretmenin itibarı, sözü ve sınıftaki otoritesi yeniden güçlendirilmelidir.
Çünkü öğretmenin sesi kısıldığında okulun sesi de kısılır.
CEZA TEK BAŞINA ÇÖZÜM DEĞİL
Elbette kurallar olacak. Şiddete karşı gerekli yaptırımlar uygulanacak.
Ama sadece cezalandırarak bu sorunu çözemeyiz.
Çocuğun neden öfkelendiğine, neden dışlandığına, kimlerden etkilendiğine ve neden şiddeti bir güç aracı olarak gördüğüne de bakmalıyız.
Okullarımız çocukların enerjisini doğru yere yönlendirecek alanlarla güçlendirilmelidir.
Spor, sanat, tiyatro, müzik, kütüphane, teknoloji ve sosyal sorumluluk çalışmaları...
Çocuk kendisini değerli hissettiği yerde yanlış grupların peşine daha az düşer.
SON SÖZ
Bugün çocukları suçlamak kolay.
Telefonu suçlamak da kolay.
Ama asıl soruyu sormak zor:
Biz çocuklarımızın hayatında ne kadar varız?
Onlara yalnızca ne yapmamaları gerektiğini söylüyoruz.
Belki de artık onlara ne yapabileceklerini göstermenin zamanı geldi.
Bir çocuğun elindeki şiddet aracını almak önemlidir.
Ama ondan önce, o çocuğun neden şiddeti bir çıkış yolu olarak gördüğünü anlamak zorundayız.
Çünkü asıl mücadele, okul kapısında değil; çocuğun dünyasında başlamaktadır.
Cengiz Ceylan
Eğitimci Yazar